Hepsi Hanefi mezhebini bırakmış

Başka şeyler yazacaktım, Mustafa Yeneroğlu yolumu kesti.

Yeneroğlu'nun yolumu nasıl kestiğini birazdan anlatırım.

Mezheplerle sorunum yok, herkes kendi mezhebinde dursun, mümkünse niçin bulunduğu mezhebi tercih ettiğini bilsin.

Ya da bilmek istemiyorsa bilmesin.

Böyle diyorum ama bunun 'ideal' bir insan hali olduğunu düşünmüyorum.

İnsan sorumludur.

Hani sayıyorlar ya neandartel, homo sapiens, homo deus.

Bunlar önemli ilmi araştırmaların neticeleri. 'Küçümsenemez' demeyeceğim, küçümsendiğini görüyorum.

Arkasında büyük bir birikim, büyük bir emek var. Kendisini ciddiye alan bu birikimi de ciddiye alır.

İlmi araştırmalar çok eski tarihleri gösteriyor. Birkaç bin yılı değil. Birkaç on bin yılı bile değil.

Kutsal kitapların söylediği hakikattir.

İnsan, sorumlu olduğu zamandan itibaren insandır.

Öyleyse yeryüzündeki mevcudiyetini ciddiye alması, neye inandığını, niçin inandığını düşünmesi gerekir.

Çocukluğumuzda, annemiz, babamız, mahallemizdeki hoca, okuldaki din dersi öğretmeni bize bir şeyler öğretir. İslam'ın şartları, imanın şartları, dinimiz, mezhebimiz… Amelde mezhebin Hanefi. İtikatta mezhebin Matüridi.

Hadi Allahaısmarladık.

Bu kadar mı

Hanefi ne demek Matüridi ne demek Ben niye bunları tercih ettim

Sadece annemden babamdan böyle öğrendiğim için mi Başka bir sebebi yok mu

Kulakları çınlasın Kemal Abi (Kelleci) aklını kullanmaya üşenen bazı insanlar için "Allah bir alttan bir üstten delmiş bırakmış" derdi.

Hayır, kastı Allah'ın yaratışına bir noksanlık izafe etmek değildi. İnsanın sorumluluğunu taşımamasını eleştiriyordu.

Bu sıralar ortalık, dinden, mezhepten geçilmiyor.

Mustafa Yeneroğlu'nun yolumu kesmesi bu konularla ilgili.

Muhtemelen okudunuz, Mustafa Yeneroğlu geçen hafta düşünce sayfamızda "Hukukun öksüz kaldığı gün: Sokrates'in baldıranından Ebu Hanife'nin zindanına bir medeniyetin trajedisi" başlıklı bir yazı yazdı.

Evet, Sokrates Milattan önce 399'da Atina'da düşüncelerinden dolayı yargılandı, ölüme mahkûm edildi ve baldıranla zehirlenerek öldürüldü.

"Suçu, "sormayı, sorgulamayı" gençlerin zihnine bir zehir gibi zerk etmekti. Batı medeniyeti bu ölümü unutmadı; aksine onu hukukun, devlet gücü karşısında hakikati söyleme cesaretinin kurucu miti haline getirdi. Batı, hukuk felsefesini o idamın vicdan azabı üzerine kurdu."

Burada, batılıların kurdukları hukuk felsefesiyle tarihten günümüze yaptıkları arasındaki çelişkileri de tartışabilirdik. Ama konumuz o değil. Devam ediyor Mustafa Yeneroğlu:

"Aradan bin yıldan fazla bir zaman geçip takvimler Hicri 150'yi (M.S. 767) gösterdiğinde ise, İslam medeniyetinin başkenti Bağdat'ta, sanık sandalyesinde bu sefer İslam dünyasının "Sokrates"i, "İmam-ı Azam" lakaplı Numan bin Sabit, yani Ebu Hanife oturuyordu. Ebu Hanife'nin sonu da Sokrates gibi oldu. İktidarın sunduğu "yargıçlık" kadehini reddettiği için zindanda zehirlenerek öldürüldü. Ancak onun neden öldürüldüğünü umursamayan İslam dünyasının trajedisi o gün bugün devam ediyor."