CHP'nin yürüyen ve yürümeyen aksamı

Bir muhalif partiyi ya da o partinin bazı aksamını iktidar aparatı haline getirmek mümkün müdür

Lüzumsuz bir soru. Cevabı işte, ortada duruyor.

Ortada duruyor dediğim, sorunun son cevabı, Cumhuriyet Halk Partisi.

Daha önce Milliyetçi Hareket Partisi de muhalif bir siyasi parti iken esaslı bir dönüşüm geçirmişti. Parti dışından bir müdahaleyle değil, siyasi şartları kendince okuyarak, meskenini fay hatlarının depreşmediği bir araziye kurmayı tercih ederek.

Sonraları 'Fetö' diye adlandırdığımız 'paralel' devlet yapılanmasının ya bilfiil yaptığı ya da istihdam edildiği darbe girişiminin bu dönüşümde hızlandırıcı etkisi olmuştur.

MHP lideri Bahçeli'nin partisinin bekasını artık muhalefet saflarında görmemesinin de etkisi olmuştur.

Bugün CHP'nin 'bazı aksamı' hariçten müdahaleyle iktidar aparatı haline getiriliyor.

'Yürüyen aksam' diye bir tabir var. Daha çok motorlu vasıtalar hakkında kullanılır.

CHP'nin 'yürüyen aksam'ı partinin iktidarın aparatı haline gelmemesi için canhıraş bir mücadele veriyor. Partinin seçilmiş lideri Özgür Özel Mecliste ve Meclis dışında CHP'nin muhalif tabiatını ayakta tutmaya çalışıyor. Fakat Özel ve ekibinin partiyi kaptırmamak için verdiği mücadelenin sonuç alıp almayacağını şimdiden kestirmek mümkün değil.

İktidarın elindeki alet ve edevat, Özel ve arkadaşlarına fazla bir hareket alanı bırakmıyor.

(Yeni rejim, yani Cumhurbaşkanlığı hükümet rejimi, 'mutlak butlan' kararıyla -yine otomotivcilerin tabirini kullanırsak- CHP'ye 'çıkma motor' takmış oldu. 'Çıkma' dediğim, 'eski CHP'nin motoru. 'Butlan'la iptal edilen kurultaydan önceki motor.)

İktidar kendisine 'güvenlik alanı' inşa ediyor. Kazanma ihtimali olan muhtemel adayların yolunu keserek. Risk oluşturan siyasi partiyi uygun gördüğü bir yerinden ikiye bölerek.

İnsanların bir kısmı bu inşa faaliyetleri hayatın tabii akışına uygunmuş gibi davranmayı tercih ediyor. Süreçler iktidar tarafından yönetilmiyormuş, hukuk zorlanmıyormuş, hiçbir siyasi mühendislik yokmuş, her şey kendiliğinden oluyormuş gibi.

'Sorun CHP'nin sorunu. Hiç kimseyi ilgilendirmiyor.'

Halbuki iktidarın iktidarı kaybetmeme sorunu sebebiyle CHP'nin başına bu işler geliyor.

Bu olağandışı şartların toplumun en azından bir kısmı üzerindeki etkileri ilk bakışta görülmeyebilir.

Beklenen etkilerden biri de-politizasyon. Baskı hisseden tarafın siyasete ilgisizleşmesi.

Halkın yavaş yavaş seçimler yoluyla iktidarı değiştirme yetkisini ve kabiliyetini kaybetmesi.

Sistemi yürütenlerin gözettiği sonuçlardan biri bu olabilir.

Bir diğeri de iktidarın tayin ettiği CHP'nin yandan çarklı bir muhalefet olarak varlığını sürdürmesi.

CHP, ehlileştirilmiş haliyle muhalefet yapsa bile inandırıcı olmaz.

Fakat siyasette 'dükkânı açık tutmak' önemlidir. Bir gün bir kuvvet sizi atamak isteyebilir. O gün dükkanınız açık değilse, müşteri sizi dükkânda bulamazsa nasibinizi tepmiş olursunuz. (Bülent Ecevit'in dükkânı açık tutmayı başardığı için olağan-dışı şartlarda Başbakan olduğunu hatırlayalım.)

Ehlileştirilmiş CHP'nin yapabileceği dükkânı açık tutup müşterinin geleceği günü beklemektir. Eğer gelirse.