Hemen hemen her seçimde HDP'nin öncülü veya devamı olan partiler iktidar muhitleri tarafından 'illegal' ilan ediliyor. Seçim kampanyaları bu kabulün üzerine bina ediliyor.
Fakat seçimde HDP'ye giden veya HDP'nin tarif ettiği adrese giden oylara herkes talip.
O oyların yönünü kendilerine çevirmek için Öcalan'dan mesaj bile temin edebiliyorlar.
HDP'nin veya DEM'in oylarına talip olmak ayıp değil elbette.
Bu oyların bir partiye yönelmesini temin etmek için bir takım siyasi faaliyetlerde bulunmak da ayıp değil.
İmralı'dan tavsiye mektubu getirmek veya seçim meydanlarında montajla imal edilmiş kasetler yayımlamak da ayıp sınıfından çıkmış oldu. Dinimiz güncelleniyor ya, hızla değişiyoruz. Bunların keraheti kalktı, mendup ve müstehap sınıfına geçtiler.
'Bağımsız ve tarafsız' yargı da bu konularla pek ilgilenmiyor.
Bu konular daha ziyade 'bağımlı ve taraflı' yargının ilgi alanında sayılıyor.
Esenyurt belediye başkanı Prof. Dr. Ahmet Özer CHP'nin 'kent uzlaşısı' tabir ettiği 'tabanda ittifak' çalışmasının bir neticesi olarak Esenyurt'ta CHP'den aday oldu ve seçimi kazandı.
Tabanda ittifak Ak Parti ile MHP'nin aralarında pek güzel uyguladığı bir strateji.
Siyasette ideal olan her partinin kendi başına seçime girip kendi tabanının oylarıyla seçimi kazanması veya kaybetmesidir.
Kendi oylarınla seçimi kazanacağından ya da faydalı bir netice hasıl edeceğinden şüphe ettiğin zaman başka partilerle, başka partilerin tabanlarıyla iş birliğine gidersin.
Ak Parti ile MHP de aralarında böyle bir ilişki kurdular. Ak Parti'nin kendi oylarıyla iktidara gelmesi bilhassa Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi rejiminden sonra zorlaşmıştı. Oy açığını MHP seçmeniyle telafi etti. Bu ilişki MHP'ye de yaradı. Gayrı resmî iktidar ortağı oldu.
CHP ile HDP'nin parti tabanlarında kurdukları ilişki de buna benzer bir ilişki.
Muhakkak, 'biz yaparken iyi' olan 'başkası yapınca kötü'dür.
CHP'nin birinci parti olduğu ve büyükşehir belediyelerinin çoğunu kazandığı 2023 seçimlerinden sonra MHP lideri Devlet Bahçeli 2. Çözüm sürecini başlattı. Bu, Türkiye'nin en önemli sorunlarından birine, bazılarına göre terör, bazılarına göre Kürt sorununa son vermeyi hedefleyen çok önemli bir adımdı.
(Kürt sorunu mu terör sorunu mu Bana göre ikisi birden. Çok iç içe.)
Adına "Terörsüz Türkiye" süreci dediler ve bu süreç yakın tarihin en önemli siyasi ve toplumsal projelerinden biri oldu.
Sürekli terörize edilen DEM iş birliği yapılması 'caiz' bir parti haline geldi. Aslında DEM'de bir değişiklik olmadı. İktidar partileri bilhassa MHP DEM'i algılama geleneklerinde reform yaptılar.
Yani 'DEM' değişmedi, Ak Parti ve MHP kendi bakışlarını değiştirdiler.
'Düzelttiler' de diyebiliriz.
İktidar tarafının bakışındaki bu değişiklik bir çeşit devlet kararıyla gerçekleşmişti. Devlet, Terörsüz Türkiye sürecinde DEM'le iş birliği yapacaktı. Süreç içinde PKK'nın 'kurucu önder'i Abdullah Öcalan da vazife üstlenecekti.
Makul olan, bu işlerin devletin yargı mekanizmasıyla 'eşgüdüm' halinde yürütülmesiydi.
Yargı mekanizmasının bazı aksamı DEM'in 'illegal' sayıldığı eski takvime göre işliyordu.

14