Borsadan hisse alacağınıza okuyun

Arkadaşım Mehmet Ali Verçin'in okuma tavsiyeleri benim için her zaman kıymetlidir.

Bir gün Muhammed Abid el-Cabiri'nin kitaplarını okuyunca zihninin açıldığını söylemişti.

Tam olarak böyle dememişti ama ben böyle yorumladım.

Bir kaç kitabını aldım. (Mehmet Ali, cömert bir arkadaşımdır, Cabiri'nin kitaplarından bazılarını bana hediye etmiş de olabilir.)

İlk olarak "Arap Siyasal Aklı"nı okumuştum. (Mana Yayınları.)

Mehmet Ali'ye hak verdim. Evet, çok şey öğrendim o kitaptan.

Cabiri'de Arap dili çok merkezi bir yerde duruyor.

Düşünceyi, siyaseti, dinin anlaşılmasını yani fıkhı etkiliyor. Etkilemekten de fazla, belirliyor.

Eş'ari ekolünün Müslümanların düşüncesine hakim olduğu kanaati bende de vardı. Bunu tahkik etmiş oldum.

Kitapta dikkatimi çeken başka bilgiler de vardı. Yeri gelince arz ederim.

Cabiri'den alacağımı aldım, bu kadarı yeterli diye düşünüyordum.

Yeterli değilmiş. Bunu da "Arap Aklının Yapısı"nın (Mana Yayınları) ilk sayfalarına göz gezdirirken fark ettim. Cabiri, ele aldığı meseleyi tartışırken beni heyecanlandıran bahislere giriyordu. Çenesi düşük bir malumatfuruş bir ihtiyar gibi değil, bir alim olgunluğu ve titizliğiyle.

Kitapta beni ilk yakalayan şu cümleler oldu.

"Eğer biz semantik ve dil etnolojisi bilginlerinin şu sıra kabul gören ve 'herhangi bir dil dizgesi (yani dilin sadece kelimeleri değil aynı zamanda grameri ve kelime terkipleri) o dili kullanan halkın dünya görüşüne ve onu algılayış biçimine, dolayısıyla da düşünce tarzına etki eder' şeklinde ifadesini bulan genel tezini göz önüne alırsak, sözlük anlamı araştırılan bir kelimenin delalet ettiği anlamın ancak ait olduğu dil dizgesi içinde tanımlandığı şekliyle ortaya çıkarılabileceğini söyleyebiliriz. Yine bir kelimenin sözlük anlamı o dili konuşan milletin dünya görüşünü, onu algılama biçimini ve evrende olup bitenlere ilişkin hususlardaki düşünce tarzını az çok taşıyor olması lazımdır diye düşünebiliriz."

Ben Türkçe için Cabiri'nin bu anlattığına yakın şeyler düşünüyordum.

Bizim cümleyi kurma şeklimiz, özne, tümleç ve yüklem ya da fail, nesne ve fiil şeklindeki sıralamamız hatta sıralamayı değiştirerek bazen fiili, bazen faili, bazen nesneyi vurgulamamız, kelime üretme yöntemlerimiz, ekleri kullanma şeklimiz dünya görüşümüzü mutlaka etkiliyordur.

Ama nasıl etkiliyor

Cabiri'nin anlattıklarından Arapların bilhassa 'tedvin' döneminde (Hicri 2. Yüzyıldan itibaren) kendi dilleri hakkında çok düşündüklerini, teoriler geliştirdiklerini, zaman zaman fıkıhla nahivi (grameri) özdeşleştirdiklerini anlıyorum.

Batılılar da bu alanda çalışmışlar.

Cabiri Adam Schaff'ın adını veriyor. Benim hatırımda John Rogers Searle var. Bir de Ferdinand de Saussure. Bu isimler büyük ihtimalle arkadaşım Mete Çamdereli'nin vaktiyle Kayıtlar dergisinde yayımladığı çevirilerden zihnimde kaldı.

Mete'ye bu konuyu sordum. Türkçenin düşünme, varlığı algılama şeklimizi nasıl etkilediğini, dil yapımızın dünya görüşümüze ne yaptığına dair bir çalışma yok mu

Yokmuş.

Yapabilecek kimse var mı

"Belki vardır ama o ben değilim."