Bu yazı bir çığlıktır: Çocuklarımızı öldürüyorlar bayım, uyuma!

Okul saldırılarını laikliğe bağlayan yazar, Batı eğitimini reddetme ile çocuklarımızı koruma arasında gerçekten bir nedensellik var mıdır?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, okul saldırılarının kökenini eğitim sisteminin laikleştirilmesine ve İslami değerlerin çöpe atılmasına bağlamakta, Davud-u Kayserî'den Mevlânâ'ya kadar kurucu şahsiyetleri tanımayan nesillerin ruh ve ahlak krizi yaşadığını iddia etmektedir. Ancak eğitim felsefi tercihler ile şiddet eylemlerinin bireysel motivasyonları arasında doğrudan bir bağ kurmak, karmaşık sosyal problemleri tek nedene indirgemek değil midir?

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'daki okul saldırıları katliama döndü. Amerika'da her gün yaşanan bizim hayal bile edemeyeceğimiz ürpertici hadiseleri yaşamaya başlamamız bizim Batı'yı yakalama konusunda çok iyi mesafe kat ettiğimizi gösteriyor!

Şaka bir yana, çok ürpertici bir felâket bu.

İki asırdır laiklik, Batılılaşma vs. diye diye yürüttüğünüz bizim değerlerimizi yok eden yıkım faaliyetiyle, bin yıl ahlak, karakter, edep ve haya timsali nesiller yetiştiren, dünyaya model insanlar armağan eden İslâm'ın o asil yüce değerlerini çöpe atarsanız olacağı budur!

Sadece şunu söyleyeceğim: İslâm'ın kökünü kurutmakla toplumun kuyusunu kazdığınızı ve milleti mezara yollayacak büyük bir felâkete imza atmayı başardığınızı hatırlatmak istiyorum.

Laikliğin kaynağı sekülerimizn bir vicdanı, bir ruhu, bir kalbi yoktur. Dünyaya tapar, güce tapar, insanî özellikleri yok sayar. Bunu anlayamadınız hâlâ!

Gönlü bütün insanlığı kuşatacak çapta güzel insanlar yetiştiren, vicdan, merhamet ve erdem sahibi İslâmî değerlerimize yeniden dönerek kendi eğitim sistemimizi kuramadığımız sürece daha çok Kahramanmaraş'lar yaşarız Allah muhafaza.

Bugün size 11 yıl önce burada yayımlanan bir yazımı, bir çığlığımı bu kez belki karşılık bulur, diyerek yeniden yayımlıyorum minik rötuşlarla...

***

Bu yazı bir çığlıktır!

Ruhumuzu, geleceğimizi, hayallerimizi, rüyalarımızı yok ediyorlar: Kendi çocuklarımız, elimizden kayıp gidiyor... Çocuklarımızı bizden koparıyorlar...

Çocuklarımıza hiçbir heyecan, coşku ve ufuk sunamayan, sömürgeci, ruhsuz eğitim sistemi; hiçbir gelecek vadetmeyen kör ve kötürüm, yoz ve yozlaştırıcı kültür hayatı; hayal göremeyen, rüyaları olmayan, bütün sermayesini daha çok "köşe döndürecek" bön ve berbat projelere yatıran sarsak ve asalak medya ve sanat rejimi, çocuklarımızı gözümüzün içine baka baka elimizden alıyor; bizden, bizi biz yapan her şeyden koparıyor el ele, kol kola, omuz omuza vererek...

Biz de seyrediyoruz çocuklarımızın gözümüzün önünde elimizden kayıp gidişini, yok olmanın eşiğine sürüklenişini...

İyi de nereye kadar sürebilir ki, bu ölümcül sessizliğimiz

TÜRKİYE'NİN EN TEMEL SORUNU EĞİTİM SORUNU!

Türkiye'nin en temel, en hayatî sorunu, eğitim sorunudur. Eğitim sorunu, bir millî güvenlik meselesi katına yükselmiştir!

Türkiye'de sömürgeci emperyalistlerin bile yapamayacakları, yapmaya aslâ cesaret edemeyecekleri kadar çocuklarımızı kendi değerlerimizden, kendi dünyamızdan, kendi rüyalarımızdan, kendi medeniyet dinamiklerimizden uzaklaştıran, bütün iddialarını yitirmiş, bütün ideallerini kaybetmiş ilkel, ruhsuz, ufuksuz bir eğitim sistemi; yoz ve sığ bir kültür hayatı; yabancılaştırıcı ve yozlaştırıcı bir sanat ve fikir hayatı; ve her şeyi banalleştirici, berbat bir medya rejimi var!

Aberlard'ı, Racine'i, Lizts'i, Voltaire'i, Rousseau'yu, Balzac'ı, Descartes'i, Bergson'u, Derrida'yı, Godard'ı, Truffaut'yu öğretmeyen, bu kurucu figürlerin ürettiği ruhu solutmayan, gördükleri rüyaları her daim yeniden üretmeyen bir Fransız eğitim sisteminden, kültür ve düşünce hayatından, medya rejiminden söz edilebilir mi

Bunyan'ı, Blake'i, Shakespeare'i, Locke'u, Hobbes'u, Byron'ı, Wordsworth'u, Elizabeth çağını, Victoria çağını, Turner'ı, Constable'ı öğretmeyen, yaşatmayan, yeniden üretmeyen bir eğitim sistemi İngiliz eğitim sistemi olabilir mi

Bach'ları, Mozart'ı, Beethoven'i, Spinoza'yı, Luther'i, Kant'ı, Goethe'yi, Hegel'i, Nietzsche'yi, Husserl'i, Heidegger'i, Wagner'i öğretmeyen, yaşatmayan ve yeniden üretmeyen bir eğitim sistemi Alman eğitim sistemi olabilir mi

Bu anaakım kurucu figürler Fransızların, İngilizlerin, Almanların iddialarının, ideallerinin, rüyalarının, hayallerinin ana kaynaklarıdır. Bu anaakım kaynakların dışında nice yan ve karşı-akım diyebileceğimiz isimler, ekoller, yaklaşımlar da var sözkonusu edilebilecek. Ama bu kadarı kâfî.

BAŞIMIZA DÜŞEN TAŞ...

Biz bize gelelim... Ve başımıza nasıl bir taş düştüğünü görelim...

Davud-u Kayserî, Kadı Burhaneddin, Molla Gurani, Molla Fenarî, Gazâlî, Yunus, Mevlânâ, Merâğî, Itrî, Fuzûlî, Bâkî, Şeyh Galip, Levnî, Karahisârî, Taşköprülüzâde, Kâtip Çelebi kimdir acaba Ne söyler bize bu kurucu şahsiyetler bugün Ne anlam ifade eder yarınımız için Çocuklarımızı geçtik; elitlerimiz, aydınlarımız, yazarlarımız için hangi rüyalara, hangi ideallere, hangi ufuklara, hangi yaratıcı atılımlara kaynaklık etmiştir acaba