Rejimlere, komünizme, sultanlara veya diktatörlere neden ihtiyaç duyulur

Ekonominin imkanlarıyla ülkenin idare biçimi arasında güçlü bir ilişki vardır. Daha önce demiştim ya Musul-Kerkük bizde olsa o günün şartlarında komünist olurduk diye… Şimdi biraz daha açayım; Musul-Kerkük bizde olsa gene o günün şartlarında ya komünist olurduk ya krallık olurduk yahut da rejim olurduk… Demokratik girişimlerimiz olsa bile tutturması zor olurdu.

Atatürk'ü alırlardı kral yaparlardı. Yapamazlarsa başka birini alır diktatör yaparlardı. Onu da yapamazlarsa başka birini bulur rejim yaparlardı. O da tutmazsa mutlaka bir şey bulunurdu.

Çünkü biri çıkacak milletin varlıklarını kapitalistlerden korumayı vadedecekti. Milletin varlıklarının menfaatini millete iade etmeyi savunacaktı. Bu şartlarda karşısında her kim varsa milletin varlıklarını kapitalistlere peşkeş çeken konumuna düşecekti. Sonra işler dediğim yönde şekillenmeye başlayacaktı.

Komünizmin de rejimin de diktatörlerin de sultanların da varlığı Batının sömürgeciliği karşısında bir savunma refleksidir. Bu iğrenç bir dalgadır. Varlığın sahipleri yokluk içinde kıvrandırılırken bulundukları durumun müsebbibi olarak sürekli kendilerini görecekleri bir kültür ortaya çıkarır.

Varlıkları tehdit altındaki bir dünyada tek siyasal norm demokrasi olamıyor işte. Bu tespitlerime karşın Norveç gibi, ABD gibi örneklerle karşı tez getirmek hevesinde olanlar olabilir. Sömüren taraftan örnekler doğru olmaz; hele de demokrasi sömürme aracının ta kendisi olarak kullanılıyorsa. Yahut yükselen komünal kapitalizm rüzgârı zaten bulunabilecek tüm örnekleri de yakında ortadan kaldıracak.

Bu şartlarda ülkelerin siyasi idareleri hususunda eleştiri yaparken dengeli olmak gerekir. Bir tarafı eleştirip öbür taraf hakkında kayıtsız olmak sorunu yaşıyor dünya. Bu kayıtsızlık Batıyı kayırmaya dönüşüyor bir biçimde. Hem bu eleştirilen idarelerin zenginlikleri halka dağıtmak noktasında başarısız olmasının bir yerinde gene sömürgeci kapitalistlerdir.

Tabi eleştiride adaleti sağlayamadığımızdan farkında olarak yahut olmadan düşüncemiz de çarpıklaşıyor. Mesela ABD-İran savaşının ABD aleyhine gidemeyeceğini düşünüp çözümlemeler yapmaya çalışıyoruz. Ama savaş ABD'nin aleyhine gidiyor işte, ne yapalım

İnsanlık olarak İran'da reformu konuşuyoruz ama İsrail'in reform ihtiyacına dair bir şey söylemiyoruz. Bölge insanlarının durumu farklı yalnız. İsrail'in varlığını sürdürmesi diye bir derdimiz yok. O yüzden İsrail'in reform ihtiyacına dair söyleyeceğimiz bir söz de yok.

Gelelim bu bağlam içinde bugünkü Türkiye'ye.

Dün için söylediklerimiz Türkiye'nin bugün farklılaşan şartlarında geçerli değil. Türkiye öyle çok iştah açıcı olmasa dahi mevcut zenginliklerini koruma iradesi gösterdiği halde zihnindeki rejim tasavvuru etkilenmiyor. Türkiye'nin koruyacak bir bölgesi olması da rejim tasavvurunu etkilemiyor. Bu dirayet yeter. Bu dirayet her rejim formundan kat ve kat daha güçlüdür.

Türkiye sömüren güçlerin karşına geçip bölgesiyle adil paylaşım ve dayanışma denklemleri kurabilir durumda. Bizim ne işimiz var Karabağ'da, Libya'da, Somali'de dönemi bitti. Artık her parti bunlara sahip çıkacak olgunluğa yaklaşıyor.