İkinci dünya savaşından bu yana ilk defa bu dönemde sivil gemiler hedefte… Sadece Karadeniz'de değil, Güney Çin Denizi'nden Aden'e ve Venezuela'ya kadar tüm gerilim bölgelerinde denizler sıcak.
Bu durum hep beklenen o "üçüncü" ihtimalin yaklaştığının bir işaretçisi…
İster savaş hukukundan alın ister Montrö'den isterseniz Karadeniz muvazenesinden… Teorik olarak Karadeniz'de muharip olsun sivil olsun hiçbir gemi hedef alınamaz.
Ve gene teorik olarak ve dilerseniz genetik de olarak Karadeniz'de asla hedef alınamayacak iki gemi varsa biri Türk, diğeri de Rus gemisidir.
Fakat son birkaç hafta içinde önce Odessa Limanında Türk bandıralı bir gaz gemisi isabet aldı. Şimdi de Kefken açıklarında Gambiya bandıralı iki gaz gemisi…
Gambiya bandıralı bu iki geminin aidiyeti gizlenen gemiler havuzundan Rusların yaptırımları delmek için kullandığı "gölge filosuna" dahil olduğunu sanırım dünyada bilmeyen yoktur.
Madem Karadeniz'de Türk ve Rus gemileri vurularak teorinin hilafına gelişmeler oluyor dikkat kesilmek gerekir.
Hem ticaret ve enerjinin hedef alınması bakımından da bu hadiseler mühimdir. Sonuçta "barışın araçlarını savaş silahı olarak kullanmanın bilimi" olarak da anlaşılan jeoekonominin konusudur bu işler. Her ne kadar bu hadiselerde tanımın tam tersinden sivil hedefler barışın değil, savaşın silahlarıyla vurulmuş olsa da bağlam değişmez.
Bu hadiselerden doğan ihtimallerden birisi Türk-Rus ilişkilerini yeniden biçimlendirmek için üçüncü bir elin devrede olduğu ihtimalidir.
Eğer bu gemiler bu amaçla vurulduysa sorunumuz çok büyük ve tehlikeli demektir.
Türk-Rus ilişkilerini, Türklerin de Rusların da istemi dışında, yeniden biçimlendirmek isteyen bu üçüncü eli bulup kırmak gerekecek kadar büyük...
Bizi I. Dünya Savaşı'na sürükleyen Goeben ve Breslau hadisesinin hala hafızalarda olduğunu herkes biliyor nihayet.
Açıkçası bu dünyadaki en olağanüstü şeylerden birisi Türklerin ve Rusların kendi aralarındaki ilişkiyi kendilerinin düzenlemesidir. Bunu bozdurmamak gerekir.
Ve bizim büyük mücadelemiz şimdilik Ruslarladır ve başkasının değil, kendi stratejik hesabımız üzerinden ilerlemelidir. Bu mücadelenin konusu enerji, güvenlik ve egemenliktir.
PKK'yı bir tarafa bırakırsak bu mücadelenin ateşli evresi; Türkiye'nin projesi olan Nabucco'yu akamete uğratmayı amaçlayan Rusların, Gürcistan'ı işgaliyle başlamıştır.
Ruslar bu mücadelenin Gürcistan sahasında 1-0 öne geçmiştir. Sonra atağı sürdürmüş Suriye'de skoru 2-0 yapmışlardır. Sonra Kırım'da 3-0 öne geçmişlerdir.
Hızlıca geri düşen Türkiye dengelemeye uğraşmış ve hakikaten matematiği değiştiren bir kırılım gerçekleşmiştir; 15 Temmuz.
15 Temmuz sonrası Türk-Rus ilişkileri yahut mücadelesi Türkiye lehine gelişmeye başlamıştır. 15 Temmuz'u bu bakımdan çok manidar buluyorum. Bu tarihten itibaren Türkiye, Washington ekseninden değil, kendi ekseninden Ruslarla ilişkisini düzenleme imkanını bulmuştur. Büyükelçi Karlov suikasti ile 15 Temmuz arasındaki bağı her iki taraf da kurabilmiştir.

16