Adı İstanbul Finans Merkezi olan bir hikâye kuruyoruz. Büyük, güçlü ve güzel bir hikâye. İlk on ekonomi hedefine doğru bizi kaldıracıyla daha hızlı taşıyabilecek bir hikâye.
Fakat bu hikâyeyi kırılgan bir modernleşme üzerine mi kuracağız, yoksa hikâye kendi kendisini mi kuracak
İstanbul asırlardır finans merkezi. Köksüz bir iddia değil yani ortaya konan. Kapalıçarşı'nın temel fonksiyonlarından birisi finanstı tarih içinde. Bugün yapılan iş Fatih Sultan Mehmet'in 1461'de başladığı işin bir benzeri. Olması gerektiği halde devamı diyemiyorum çünkü Çarşı denklemin parçası değil. O yüzden benzeri.
Tamam madem denkleme katılması iradesi gösterilemiyor benzeri olsun. Ama en azından Çarşı'nın değerler sistemini İstanbul Finans Merkezinde devam ettiremez miyiz
Gerçekten Türk modernleşmesinin önemli bir ayağı bankalardı. Bu başlıkta yapılan tartışmalarda bankaların rolüne hiç değinilmemiş olması bir eksikliktir.
Meslek standartları en başından beri Batı normlarındaydı. Dekorasyon ve mimari, art nouveavudan tutun da neorönesansına oradan da endüstriyel mimariye uzanan çizgide hep Batı standartlarında tutulmuştu. Az sayıda şube elitist bir hizmet üretiyordu. Bankaların şubeleri sosyete mahalinde bulunurdu ve mahallenin en sosyetesi erişim imkanına sahipti.
Sonra bu başlangıç tüm Türkiye'yi kuşattı. Bankaların hizmet ve imaj standardı Türkiye'de hizmetler sektörünün ve iş insanlarının standardı haline geldi.
Sanayi ve diğer sektörler modernleşmenin temsili rolünü oynayamadığından işgücü arzı dahi hizmetlere yöneldi. Bugünkü "eleman bulamıyoruz" serzenişinin gerekçelerinden birisi de budur.
Pop müziğin vesairenin Türk modernleşmesindeki rolünü belki çokları tartışabilir ama ben böyle bir pencere açmış olayım.
Nihayet bugüne geldik. Ama gördük ki bankalar artık modernleşmenin temsilcisi değil. Modernleşme sermaye piyasalarında temsilini buluyor. Finansal özgürlükle kendisini ifade ediyor.
Yalnız bankacılıktan sermaye piyasalarına taşınmak külfetli iştir. Kapasite gerekir. Bu tam başarılamadığından ülkede normlar, bakış açıları, mimari ve imaj organizasyonu o yüzden geri kaldı. Hatta bir dönem yatırımcı sayısı arttıktan sonra Türkiye'yi bankacılıktan sermaye piyasalarına taşımak en yüksek misyonu olan ekonomi yöneticileri rollerini anlayamayıp 8 milyon yatırımcı mı olur, diyerek zihniyetin geride kaldığını gösterdi.
İslami finansın Türkiye'yi bankacılıktan sermaye piyasalarına taşıyacak bir kolaylaştırıcı olduğunu ise hiç göremediler. Oysa İslami finansın iş modelleri bankacılık ile sermaye piyasaları arasında bir yere konumlanıyor. Ekonomi yönetiminin ise o taraklarda hiç bezleri yok. Çünkü yeni modernleşmenin Türkiye'nin kendi vizyonundan kendine has bir modernleşme olabileceği fikirleri yok. Batıyı takip etmek esas.

40