Emeklilik: Hayal ve istismar

Emeklilik milattan önceki dönemlerde bir saray imtiyazı olarak başlamıştır. Saraydan uzaklaştırılması düşünülen yüksek devlet adamları ve hanedan mensupları için bir ikna aracıdır. Böylece sadakat değil ama bir tampon vazifesi yapmıştır.

Sonra bir politika enstrümanı olarak orduya verilen bir hak olmuştur. Devlet bu hakkı ordunun sadakatinin sağlanması ve genişleyen toprakların millileştirilmesi için kullanılmıştır. Yalnız bahsettiğim bu uygulamadan düzenli bir aylık yahut yıllık ödeme anlaşılmamalıdır. Emekli maaşı gibi bir uygulama değil, emeklilik ikramiyesi niteliğindeki bir deneyimdir. Görevden düşen ordu mensuplarına ödül olarak araziler verilmesi şeklinde işletilmiştir. Böylece hem eski ordu mensupları serfleri çalıştırarak geçimlerini sağlayabilmiş hem devlet genişleyen topraklarını sahiplendirmiştir. Halk ancak çıkınını değneğine asmış dolanmış durmuştur.

Asr-ı saadete kadar da uygulamada belirgin bir farklılaşma ortaya çıkmamıştır. Peygamberimiz (Sav) ile beraber ganimetin çerçevesinin çizilerek meşru daireye alınması ve fetihlerin başlamasıyla beytülmal ihdas edilmiştir. Böylece kapsamlı bir toplumsal güvence mekanizması oluşmuştur. Sonraları kurumsallaşma ve siyasi merkezleşme arttıkça Emevi ve Abbasi dönemlerinde sultanın hazinesi ile beytülmal iç içe geçmiştir. En sonunda da toplumsal bir haktan bir hazine kavrayışına dönüşmüştür.

Sistem kuran son Müslüman devlet Osmanlı'da ise beytülmal ahlaki ve hukuki bir referans olarak kullanılmıştır. Yetim malı, kamu malı, gelecek kuşakların hakkı gibi hassasiyetleri tek kavram altında birleştirmek için beytülmale başvurulmuştur. Ancak Osmanlı'nın kurduğu vakıf medeniyetiyle sosyal güvence olağan koşullarda devletin değil, toplumun sorumluluğu olarak karşılanmıştır. Toplumsal ve ferdi ihtiyaçları karşılamak üzere uzmanlaşmış vakıflar kurulmuştur. Bu vakıflar bir sektör olarak kimseyi aç-açıkta koymayacak kadar gelişmiş ve sorumluluk taşıyabilecek kurumsal kapasiteye ulaşmıştır. İşte, müreffeh toplum tanımının vücut bulmuş hali… Yalnız Osmanlı'da topluma hanedan da dahildir. Ve diğer taraftan her bir fert devletin ta kendisidir.

Lakin Osmanlı zaafa düşmüştür. Gelir üretme kapasitesi azalmış, toplumsal huzursuzluklar refah kaybına neden olmuştur. Diğer tarafta ise sanayi devrimi refahın adresini ve hedefini değiştirmiştir.

Refahın adresi artık sömürgeci devletler ve hedefi toplum değil bireyler olmuştur.

Ancak bu ekonomilerde sosyalist bir dalga da yükselmektedir. Emeğin devlete biatini sağlamak sermayenin bir talebine dönüşmüştür. Buna göre toplumlar bir güvenceye ikna edilmeli ve maliyetine kısmen veya tamamen katlanmayı kabul etmelidir.

Böylece modern emeklilik sistemleri uygulamaya girmiştir. Amaç işçiyi emekli etmek değil, kontrol etmektir.

İşçi, devletin aldığı istihdam sorumluluğuyla gelir elde edebilmektedir. Geliriyle edineceği birikimi yönetecek finansal okuryazarlığı olmadığı için devletin tanıttığı emeklilik sistemine zorunlu olarak dahil olacaktır. Bismarck'ın tanıttığı çerçeve işte budur ve İkinci Dünya Savaşından itibaren bir işçi hakkı olarak yaygın biçimde uygulanmaya başlamıştır.

Emekliliğin halka inmesi işte bu kadar yenidir ve tamamen bir istisnadır. Kısa bir zaman için bir hayal olarak da yaşatılmıştır. Yalnız bu hayal biz Kayserililerin iki kere ikisi gibi alırken ve satarken farklı sonuçlar verir.