Evvela herkes anladı mı sanayinin önemini Sanal ekonomiler ortaya çıkarmak ilk rüzgârda yıkılıp gitmek demek.
Daha önce Yunanlar turizm ve gayrimenkulden beslenen bir ekonomi kurmuştu. 2008 krizinde battılar. Almanların ipoteği altına girdiler.
Sonra Dubai yer altı varlıklarını turizm ve gayrimenkul odaklı bir ekonomiye dönüştürdü. Dünya başkentliğine oynadı. Tutturmuştu da. Şirketler ofislerini Dubai'ye taşıdı ya da şubelerini açtı. Sunduğu huzur, lüks ve refah, yetenekleri kendinde toplamasını sağladı.
Ama işte sanayi ile ekonomisine sağlam temeller atmadığından zaten de atamayacağından birkaç bombada yıkıldı gidiyor. Kurtarırı var mı bilmiyorum fakat büyük bir travma yaşandığı kesin.
Sanayisi olan ekonomilerde bu denli derin sarsıntılar olmuyor. Sanayisi olan ekonomiler güven veriyor, makul oluyor, değerleri çok yüksek dalga boylarına maruz kalmıyor.
Sadece bugün değil, her zaman farkında olarak sanayimizin ekonomideki payını kaygı etmek hakiki bir ödevdir.
Bu arada Dubai'de toplanan şirketlerin yuvalarına dönmenin yollarını aradığı, bir kısmının da alternatif bir adres olarak İstanbul ile ilgilendiği söyleniyor.
İstanbul Finans Merkezini doldurmak için iyi bir fırsat ortaya çıkmış gibi görünüyor. Ama dünyanın gerçek başkenti olsa da İstanbul'un Dubai'den farklı bir konsepti var. Fakat mesela Antalya'nın benzerlikleri fazla.
Lüks oteller, en büyük havalimanlarımızdan birisi, golf sahaları, alış-veriş merkezleri ve çarşılar, nefis bir iklim, temiz bir deniz, yeterli bir altyapı, kozmopolit bir yaşam, diplomasi forumu, COP31; hepsi Antalya'da var. İstanbul'a daha fazla yük vurulursa şehir havlu atacak zaten.
Fakat bazı konularda fazlamız var bazı eksikler tamamlanabilir olsa da ha İstanbul ha Antalya bir şey bizde yok; vergi cazibesi…
Üstelik bir reform vaadi var ancak reform olacağına dair bir beklenti de yok. Hem yer arayan stratejik yatırımları çekmek hem mevcut sanayiyi tutundurmak için bir paradigmadan hareketle vergi reformu yapmak lazım.
Ya dolaylı vergiler ekonomisi olacağız yahut doğrudan vergiler ekonomisi… İkisi arasında denge kurmayı hiç beceremedik çünkü. Ama şimdi kaldıralım doğrudan vergileri gelir odaklı değil, harcama odaklı bir vergi sistemi kuralım desem; meselenin KDV, ÖTV, ÖTV'nin KDV'si gibi boyutlarına rağmen kimse anlamak istemeyecek.
O yüzden hadi alıştığımız biçimde düşünelim; biraz doğrudan biraz da dolaylı…
Mesele cazibe oluşturmaksa Dubai gibi doğrudan vergileri sıfıra düşürmek gibi ileri gitmeye gerek yok bizim için. Hem Dubai'ye göre birçok avantajımız var. Kendini savunabilecek birkaç ülkeden biriyiz en azından.
Bu şartlarda vergi cazibesi sağlamak için kurumlar vergisini dünyaya göre rekabetçi seviyelere düşürmek yeter. Zaten dediğim gibi doğrudan vergi toplayamayacağına en baştan inanıp bu denli yoğun dolaylı vergi toplayan bir maliye yapısında doğrudan vergiler gözden çıkarılabilir.
Fakat bu yetmez. Gelir vergisi dilimlerine bu rüzgârı yakalamak için hızlıca müdahale edilmesi lazım. Vergide adalet amacıyla tanıtılan dilimlerin adaletle uzaktan yakından alakası yok. 12 aylık maaş toplamı 400 bini geçen %27 gelir vergisine tabi. %15 ve %20 dilimleri var ama gerçekçi dilimler olduğunu söylemek imkânsız. Dubai'den tutup getireceğin kime izah etmen mümkün ki bu dilim falan işlerini

23