Gündem o kadar yoğun ki maişet meselesi yukarı çıkamıyor. Acaba sadece gündemin yoğunluğu meselesi mi diye düşündürecek kadar sessiz ortalık. Ben de o yüzden girdim mevzuya.
Sanki bu sessizlikte gündem yoğunluğundan fazlası var gibi.
Ücretler veya aylıklar tatmin ediyor desem değil. Fiyatlar normalleşti desem değil. Enflasyon hedefine göre ücret ayarlaması bizi yanıltmadı desem değil.
O halde nedir
Emeklileri ayırarak bir tahlil yaparsak; çalışanların işverenlerinin zorlanmaya başladıklarını görmeleri etken gibi gözüküyor.
Zaten bizde sistem ya çalışanın vicdanıyla yahut işverenin vicdanıyla çalışıyor. İki gruba da birbirlerinden başka vicdan gösteren başka kimse yok hakkıyla çalışıyorlarsa.
Bu sefer vicdan sırası çalışanlar da gibi. Daha çok da çalışanlar vicdan gösteriyor zaten.
Sadece işverenlerin zorlandıklarını mı görüyorlar, yoksa işten çıkarılanları da mı görüyorlar, bilmiyorum. İşletmeler eleman bulamamak şikayetini geride bıraktı farkındaysanız. Kur odaklı faiz politikasının işletmeleri bir fıçıya koyup yokuştan aşağı tekmeyi vururcasına yuvarladığını tekrar hatırlatmaya gerek yok.
Kalifiye işgücü iş arayacağına işletmeler eleman arasaydı demem, ikisini de sorun olmaktan çıkarmak gerekir derim.
Diğer taraftan çalışanlar yeteneklerinin yetersiz kaldığını, yapay zekanın yumurtadan çıkar gibi arzdan çıkıp debelenmeye başladığını da görüyorlar mıdır dersiniz...
Yoksa meseleye emeklileri de katarak mı değerlendirme yapmalı
Talepleri dikkate alınmayacağı için mi sessiz insanlar geçen yıllara göre
Yoksa geçen yıllarla bu yıl arasındaki esaslı farklılıklar mı belirleyici olan
İran'a karşı başlatılan savaş kaygıların en önüne güvenlik kaygısını koydu bölgemizde.
Acaba bu koşullarda başka biçimde mi düşünmek lazım
İzlerken zorlandığım bir haber çıktı önüme Aljazeera'de... Sudan'daki kıtlığın iç çatışmayla birleştiği çok zor koşullardan dünyayı haberdar ediyordu.
Su tankeri yolu gözleyen bir anne konuşuyor, eline geçen az parayı kullanırken su ile ekmek arasında tercihe zorlandığını ifade ediyordu.
Su ile ekmek arasında tercihe zorlanmak...
Yiyecek bir şeyler almayı tercih etmiş. Su gelir diye bekliyor.
Düşününce hakikaten dedim. Başka da bir şey diyemedim. İlk başta ben olsam suyu tercih ederim gibi geliyordu. Ama zar zor da olsa su bulunuyorsa demek...
Zorlar arasından çözüme en zorundan başlamak fikri insani geldi. Aynı örnek değil Sudan zaten ama ana fikir bu...
Belki öncelikleri sıraladığımızda güvenlik bakımından rahat olmayı başka bakımlardan şikayetçi olmaya yeğliyoruz. Bunu derin bir imkânsızlık içinde ele alamayacağımızdan başka boyutlar da açılıyor. Bilinen ihtiyaç hiyerarşisi o yüzden işlemiyor. Bilinen hiyerarşi üzerine kurulan siyaset de o yüzden sakil.
Bizim kapasitemizde silahı ve askeri olmak bugünün dünyasında sadece daha iyi geçime yeğlenir denemez, ileri dönük olarak daha iyi geçim beklentisini de artırıyordur.
Anladığım şu ki; Türkiye'de ücret meselesi yalnız maişet meselesi değil; işletmenin dayanıklılığı, istihdamın sürekliliği ve ülkenin güvenlik ufkuyla birlikte işleyen bir sosyal denge göstergesiymiş.

19