Vekiller iflas etti, Türkiye sahaya indi

Ortadoğu'da çağdaş Lawrance'lar eşliğinde sahaya sürülen tiyatronun sonuna geldik. Geçtiğimiz günlerde Obama ve Biden yönetimlerinin karanlık prensi Brett McGurk adeta tüyleri yolunmuş bir kümes hayvanı kadar itibarsız bir halde Suriye Devlet Başkanı Ahmed El Şara'nın karşısına oturtuldu.

Hayır konu sadece bükülemeyen bileğin öpülmesi değildi, malumun ilanıydı.

Nedir o

Washington hattında uzun bir dönem hakim olan "vekalet savaşları" doktrini, sahada meşruiyeti bulunmayan, kurumsal gelenekten uzak ve devlet-dışı aktörler üzerinden bölgesel düzen kurma hayalinden ibaretti.

Ancak maliyeti yüksek, sürdürülebilirliği şüpheli ve bölgesel istikrarsızlığı derinleştirmekten başka işe yaramayan bu tercihin özellikle Türkiye karşısında iflası, bugün açıkça ortadadır.

Trump liderliğindeki ABD yönetiminin 'önce Amerikan çıkarı' ve maliyetsiz bölgesel denge arayışıyla şekillenen yeni yaklaşımı, tam da bu noktada radikal bir zihniyet dönüşümünü zorunlu kıldı.

Türkiye'nin kararlı ve ısrarlı bölge politikaları da Trump'ın ikna edilmesinde başat rol oynadı.

Artık yapay yapılar veya vekiller yerine, rasyonel kararlar alabilen, kurumsal hafızası sağlam ve gücünü sahada defalarca ispat etmiş kadim devletlerle yol yürümek tek makul seçenek olarak öne çıkmaktadır.

Bu müttefiklik ve aktörlük denkleminde ise orantısız güç kapasitesi ve stratejik derinliği ile merkezde yer alan yegane ülke Türkiye'dir.

Türkiye'nin bu yeni dönemdeki vazgeçilmezliği, tesadüfi bir diplomatik gelişme değil; son yıllarda ilmek ilmek işlenen askeri, diplomatik ve ekonomik kapasitenin doğal bir sonucudur.

Ankara, güney sınırlarında oluşturulmak istenen terör koridoruna karşı geliştirdiği askeri doktrinle sadece kendi milli güvenliğini korumakla kalmamış, aynı zamanda bölgesel haritaların masa başında değiştirilemeyeceğini sahada fiilen ilan etmiştir.

Sahada düzen sağlama kabiliyetini gösteren Türkiye, bölgesel aktörlerin ve küresel güçlerin yok sayamayacağı bir güvenlik kuşağı inşa etmiştir.

Bu askeri ve stratejik caydırıcılığın arkasındaki en kritik yakıt ise şüphesiz bağımsız savunma sanayii hamlesidir.

Yerlilik oranını devasa seviyelere çıkaran Türkiye, bugün İHA ve SİHA teknolojilerinden katmanlı hava savunma sistemlerine, KIZILELMA ve KAAN gibi nesil ötesi havacılık projelerinden milli denizaltı ve savaş gemilerine kadar kendi kendine yetebilen bir güçtür.

Geçmişte kısıtlamalar veya ambargolarla hareket alanı daraltılmak istenen Ankara, bugün mühimmat veya platform bağımlılığını tamamen ortadan kaldırmış, oyunun kurallarını kendi lehine değiştiren bağımsız bir aktör haline gelmiştir. Bu teknolojik ve askeri yetkinlik, Türkiye'yi sadece bir bölgesel güç değil, aynı zamanda müttefiklerine güven veren küresel bir niteliğe taşımıştır.