Kafkasya'da barış havzası mümkün mü

Güney Kafkasya, tarihsel ezberlerin bozulduğu, sancılı ama tarihi bir dönemeçten geçiyor. Azerbaycan'ın 30 yıllık işgale son vererek topraklarının yüzde 20'sinden fazlasını işgalden kurtarması ve Ermenistan ordusunu ağır bir askeri yenilgiye uğratmasının ardından, pek çok uluslararası analist Erivan'da radikal bir rejim değişikliği veya bitmeyen bir kaos öngörüyordu. Ancak mağlubiyetin faturasını sırtında taşıyan Başbakan Nikol Paşinyan, ülkesini üst üste ikinci kez seçim zaferine taşıyarak sandıktan yeniden meşruiyet devşirmeyi başardı.

Bu başarı, dikensiz bir gül bahçesinde kazanılmadı.

Paşinyan, yayılmacı rüyalardan uyanmak istemeyen radikal Taşnaksutyun hareketi üyelerinin sokak terörüne, linç girişimlerine ve "hain" damgalarına maruz kaldı. Buna rağmen pragmatik ve cesur bir lider olarak halkını ikna etmeyi becerdi. Paşinyan'ın bu süreçteki en stratejik hamlesi, Ermenistan siyasetini on yıllardır rehin alan diasporayı göğüslemek oldu: "Ermenistan'da kararlar Erivan'dan alınır." Bu cümle, Ermeni diasporasının konforlu batı başkentlerinden fonladığı nefret endüstrisine ve Taşnak milliyetçiliğine çekilmiş en net resttir. Paşinyan, Ermeni halkına radikal bir doktrin sundu: "Gerçek Ermenistan."

Yani hayali haritaların, geçmişin trajedilerinin esiri olan bir topluluk yerine uluslararası hukukun sınırları içinde yaşayan, üreten ve komşularıyla barışabilen rasyonel bir devlet.

Bugün gelinen noktada Erivan yönetimi, Türkiye ile olan sınır kapılarının açılmasını, uygulanan ambargoların ve ekonomik engellerin kaldırılmasını, bölgede kalıcı ve büyük bir barış mimarisinin inşa edilmesi gerektiğini yüksek sesle dile getiriyor.

Ağrı Dağı siluetini resmî belgelerden çıkarmak, tarihi Ani Köprüsü'nün restorasyonuna onay vermek gibi adımlar, bu niyetin sahaya yansıyan diplomatik sinyalleridir. Türkiye'nin attığı doğrudan ticaret adımları ve basitleştirilmiş vize uygulamaları da bu normalleşme iradesini besliyor.

Ancak Kafkasya'da barış, sadece iki komşunun el sıkışmasından ibaret değildir; çünkü statükonun yıkılması, bölgeyi kendi arka bahçesi olarak kullanan küresel ve bölgesel aktörleri derin bir huzursuzluğa sevk ediyor.

Kim, neden rahatsız

Kafkasya'da istikrarsızlığın sürmesinden beslenen aktörlerin başında Fransa ve batıdaki radikal diaspora merkezleri geliyor. Türkiye'nin bölgede inisiyatifi ele alması, Ankara ve Bakü'nün sunduğu bölgesel entegrasyon modelleri, bu merkezlerin bölge üzerindeki "vasi" rolünü tamamen boşa çıkarıyor.

Öte yandan, sahayı sessizce ve derin bir endişeyle izleyen iki aktör daha var: Rusya ve İran.

Güney Kafkasya'yı iki asırdır kendi mutlak nüfuz alanı olarak gören Moskova, Paşinyan'ın Batı'ya yaklaşma stratejisinden ve bölgede Rus askeri tekelinin kırılmasından ciddi şekilde rahatsız. Seçim öncesi uygulanan ticari ambargolar ve siyasi baskılar, bu rahatsızlığın somut dışavurumuydu.