Maalesef Türkiye'nin dış politikasındaki hareketliliği hala "eksen kayması" ya da "Batı'dan kopuş" parantezinde okumaya çalışan bir zihniyet var. Bu kitlenin zihinsel sınırları 1952'nin soğuk savaş şablonlarına hapsolmuş ve yörüngesini tayin etme iradesi Brüksel veya Washington'a devredilmiş durumda.
Birçokları için bu jeopolitik ataletin ana sebebi konformizmdir. Çocukları Batı okullarında eğitim gören, tatillerini Batı'da yapan, yeri geldiğinde kendi ülkesini efendilerine şikayet etmekte zerre beis görmeyen bu zihniyeti en iyi betimleyen eser, Frantz Fanon'un 'Siyah Deri, Beyaz Maske' isimli eseridir.
Oysa dünya, özellikle de coğrafyamız, artık bu statik yorumları çoktan çöpe attı. Ankara'nın bugün Kahire, Riyad, Doha, Hartum ve İslamabad ile kurduğu kapsamlı ilişkiler halkası, bir fantezi değil, coğrafyanın ve tarihin dayattığı bir doğal hizalanmadır. Zoraki değil, doğal bir refleksMısır'la yeniden tesis edilen kardeşlik, Suudi Arabistan ile derinleşen savunma sanayii işbirliği ya da Pakistan'la kurulan stratejik ortaklık, dışarıdan bir zorlama ile değil, şartların zorlamasıyla oluştu.
Bu hizalanmanın en somut kanıtı, savunma sanayii verilerinde gizli. 2025 yılını 10,5 milyar dolarlık tarihi bir ihracat rekoruyla kapatan Türk savunma sektörü, artık bölgenin ana tedarikçisi konumunda. Bu kapsamda bölgedeki bir çok aktör kendilerine yıllardır çözüm diye dayatılan şeyin aslında kaos yönetimi olduğunu artık görüyor ve sırf bu yüzden Türkiye "ikame edilemez" bir ortak.
Artık şu çok net görülüyor: Ortadoğu ve Afrika'da çıkan yangını söndürmek için "İtfaiyeci hegemonun" keyfini beklemek, Samuel Beckett'in karakterleri gibi hiç gelmeyecek bir Godot'yu beklemekten farksızdır.
Çünkü hegemon güçlerin çözüm dediği şey, çoğu zaman kaosun kontrollü bir şekilde yönetilmesinden başka bir şey değildir. NATO'nun coğrafi sınırı, Türkiye'nin beka sınırıBu hizalanmayı eleştiren "Atlantikçiler" şu soruyu yanıtlamalı: Yarın Somali'de Türkiye'nin inşa ettiği güvenlik mimarisi zarar gördüğünde, Kızıldeniz'in güvenliği çöktüğünde veya Afrika Boynuzu'ndaki istikrarsızlık Mısır ve Suudi Arabistan'ı vurduğunda NATO yardıma mı koşacak
Elbette hayır.
İsmiyle müsemma, NATO bir Kuzey Atlantik ittifakıdır. Onun güvenlik şemsiyesi ne Nil'in kıyılarını ne de Hint Okyanusu'nun girişini kapsar. Türkiye, bölgedeki aktörlerle kader birliği yaparak aslında NATO'ya alternatif birliktelikler inşa etmiyor, aksine NATO'nun "ilgi ve yetki alanı" dışında kalan devasa bir boşluğu, yerli ve milli bir akılla dolduruyor. Çözümü hegemondan beklememek

9