Finansal Krizler ve Ulusal Güvenlik

Yarım asrı çoktan geçmiş olan ömrümde sıklıkla tecrübe ettiğim konuların başında ekonominin kötü yönetilmesi, popülizme kurban edilen ekonomi yönetimleri ve ahbap çavuş ilişkileri gelir.

Misal, merhum Süleyman Demirel başbakanlık koltuğunda otururken kardeşi Şevket Demirel, Egebank'ın hortumlanması ve şirketler arası kaynak aktarımı iddialarının merkezinde yer almış ve Süleyman Demirel konuyu dört elle sarılarak müdafaa etmiş fakat sonrasında 2001 krizi ile Türkiye ekonomisini de batırmışlardı.

Hülasa, Türk ekonomisi, tarihsel olarak bu ekonomik krizlerle sınanmış, IMF memurları ana haber bültenlerinin bir numaralı konusu olmuştur.

Bu durumun en belirgin örneği 2001 krizidir.

O dönemde bankacılık sisteminde gerçekleştirilen köklü ve yapısal reformlar, BDDK gibi bağımsız denetleyici kurumların tesisi ve disiplinli ekonomi politikaları, Türkiye'yi uzun yıllar küresel çalkantılara karşı dirençli tutmuştur. Ancak bugün yaşanan krizin merkezinde finansal mimarinin odağında olan bankalardan ziyade fonlar, borsa ve denetim mekanizmalarındaki sorunlar yer alıyor.

Ortaya çıkan tablo yalnızca basit bir piyasa dalgalanması değil, doğrudan bir güven krizidir.

Sorunun derinleşmesindeki ana etken; fon yönetimi ve sermaye piyasalarında beliren denetimsizlik ile ahbap-çavuş ilişkileridir. Bazı siyasi figürlerin ve bürokratların isimlerinin bu tür karmaşık finansal ilişki ağların içinde anılması, şeffaflık ilkelerine ağır bir darbe vurmaktadır.

Finansal piyasaların oksijeni olan güven ortamı; kayırmacılık, yetersiz denetim ve muğlak ilişkilerin varlığıyla zehirlenmektedir.

YAPISAL SORUNLARIN ÖNÜNE NASIL GEÇİLMELİ

2001 sonrasında bankacılıkta sağlanan disiplin, bugün sermaye piyasalarına ve fon yönetimlerine tam bağımsızlık ilkesiyle uygulanmalıdır.

SPK ve BDDK gibi düzenleyici kurumların siyasi etkilerden, ahbap çavuş ilişkilerinden tamamen arındırılması, idari ve finansal özerkliklerinin pekiştirilerek, kurumsal bağımsızlık ve liyakat mutlaka sağlanmalıdır.

Ayrıca, fon hareketleri, halka arz süreçleri ve siyasetçi/bürokrat-sermaye ilişkileri uluslararası standartlarda dijital ve izlenebilir denetim sistemlerine tabi tutulmalıdır.

Kamu görevlilerinin ve siyasetçilerin finansal piyasalardaki aktörlerle olan ilişkilerini net kurallarla sınırlandıran ve caydırıcı yaptırımlar içeren etik yasaları acilen hayata geçirilmelidir.

ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN FATURASI VE DIŞ POLİTİKAYA YANSIMASI

Asıl korkum ise bu yaşananların son 25 yıl içerisinde vesayet ile mücadele ederek gelinen müsbet noktayı ve Türkiye'nin harici siyasette elde ettiği kazanımlarını aşındırma ihtimali.