Münih Güvenlik Konferansı'nın koridorlarında bu yıl yankılanan tek bir gerçek vardı: Eski dünya öldü, ancak yenisi henüz doğmadı. Tarihçilerin fetret devri dediği o tehlikeli boşluktayız. Uluslararası kurumların felç olduğu, hukukun yerini güçlü olanın iradesine bıraktığı bu yeni dönem, bir reformla kurtarılamayacak kadar derin bir çürüme içinde.
Hoş, tarih boyunca hep güçlü olan kuralı koydu lakin koyduğu kural menfaatleri ile örtüştüğü için de o kurala uydu. Bugün geldiğimiz nokta, kuralı koyanların o taptıkları düzeni şimdi helva gibi karıp yeme istekleri.
Siyaset bilimci Graham Allison'ın meşhur "Thukydides Tuzağı" çalışması, son 500 yıldaki 16 büyük güç değişimini incelediğinde karşımıza çıkan tablo oldukça karamsar. Dünyada bilinen 16 güç değişiminin 12'si büyük savaşlarla ve kanlı sonuçlanırken, sadece 4'ü barışçıl ve kansız gerçekleşmiş.
İstatistiki olarak dünya düzeni değişimlerinin %75'i kanlı, sadece %25'i kansız olmuştur.
Buradan mülhem önümüzdeki süreç dünya açısından sadece sınırların değil, zihinlerin ve sistemlerin de çarpıştığı asimetrik bir geçiş süreci olacaktır.
İşte tam bu noktada Türkiye, sadece hayatta kalmayı değil, bu fırtınada kendi bölgesinde kurucu bir aktör olmayı hedefleyen bir strateji izlemelidir.
Peki bu strateji nasıl şekillenmelidir
Türkiye'nin içerideki kayıkçı kavgalarına rağmen mezkûr stratejini birbirini tamamlayan dört çelik sütun üzerine inşa ettiğini söyleyebiliriz.
Bu mimarinin en hayati bileşeni enerji bağımsızlığıdır.
Bugün Gabar'dan Diyarbakır'a sürdürülen yurtiçindeki hummalı çalışma, Somali ve Libya'da sismik tarama ile sondaj yapan, Karadeniz'in derinliklerinden kendi gazını çıkartan Türkiye, enerjiyi sadece bir maliyet kalemi değil, bir egemenlik aracı olarak görüyor.
Kullandığı enerjinin çok büyük bölümü dışarıya bağımlı olan bir ülkenin dünya düzenin çatırdadığı şu günlerde kendini emniyette hissetmesi kabul edilebilir değildir. Enerjide dışarıya bağımlı bir ülke, her krizde bu konunun muarızları tarafından ayaklarına dolandırılacağını bilir.
İkinci sütun, Savunma Sanayii ile tahkim edilen sert güçtür.
Türkiye bu kapsamda son 20 yıl içinde oldukça büyük mesafeler aldı. Geliştirdiği savunma sanayii ürünleri ile sadece ülke içinde bir vesayet unsuru olarak kullanılan terörü bitirmedi Irak, Suriye ve Kafkasya sahasını kendi perspektifi doğrultusunda yeniden şekillendirdi.

9