Dünya, enerji ve tedarik zincirlerinin kalbinden vurulduğu tarihî bir krizin eşiğinde. Hürmüz Boğazı'nın ABD-İran gerilimiyle kapanmasının yarattığı şok atlatılamamışken, Tahran yönetimi jeopolitik satrançta uzun süredir kenarda tuttuğu piyonunu sahaya sürdü.
Husilerin son bir hafta içinde gerçekleştirdiği yıldırım harekatı, Kızıldeniz'e bakan Yemen kıyılarını ve stratejik Meyyun Adası'nı kontrol altına almasıyla sonuçlandı.
Husilerin bu başarısının altında yatan en önemli amil ise yine BAE.
Nasıl mı
Hatırlayalım, BAE'nin Fuceyra Limanı'ndan yola çıkan gemilerle Yemen'in güneyindeki Mukalla Limanı'na izinsiz zırhlı araç ve silah sevk etmesi sonrası Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon bu noktaya hava harekatı düzenlemiş ve BAE'nin Yemen'den çekilmesini talep etmişti.
BAE denileni yaptı lakin Yemen'de Husilere karşı savaşan birimlere ve bu birimlerin başındaki önemli isim Tarık Salih'e verdiği desteği de çekti. En son çatışmalarda Tarık Salih'e ait birliklerin bozguna uğradığı ve Tarık Salih'in muhtemelen Somaliland'e kaçtığı düşünülüyor.
Konuya geri dönelim..
Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı petrol boru hattının kamikaze dronlarla vurulması ve hattın kapatılması bardağı taşıran son damla oldu. Ham petrolün varil fiyatı 110 doları aşarken, küresel piyasalar derin bir endişenin içine girdi.
Bab'ül Mendep Boğazı, yalnızca petrol geçişi değil, aynı zamanda küresel ticaretin yüzde 12'sinin aktığı bir ana damar.
İki boğazın birden tıkanması, dünya ekonomisini 1970'lerdeki petrol krizlerini aratmayacak boyutta bir stagflasyon fırtınasına sürüklüyor. Çin'den ve Güney Doğu Asya'dan Avrupa'ya uzanan tedarik zincirleri kopma noktasına gelirken, deniz taşımacılığı navlun fiyatları katlanıyor. Bu durum, merkez bankalarının enflasyonla mücadelesini tamamen boşa çıkararak gıda, enerji ve üretim maliyetlerinde küresel bir patlamaya yol açacak bir noktaya gidiyor.
Bu krizin en büyük dolaylı mağduru ise şüphesiz Mısır.
Süveyş Kanalı gelirlerinin bıçak gibi kesilmesi Kahire ekonomisini çöküşün eşiğine getirme riski oluştursa da Mısır'ın eli kolu bağlı.
1962-1967 yılları arasında Yemen bataklığında verilen on binlerce kayıp ve yaşanan askeri hezimet, Abdülfettah es-Sisi yönetiminin Yemen'e olası bir kara harekatı düzenlemesinin önündeki en büyük psikolojik ve stratejik engel.
Sahadaki bu sert gerçeklik, Orta Doğu'da zaten ortada olmayan ittifak mimarisinin tabutuna son çiviyi çakıyor. Güvenlik şemsiyesi çöken ve petrol altyapısı doğrudan hedef alınan Suudi Arabistan için İbrahim Anlaşmaları tekrar bir opsiyon olabilir ve İsrail'in de açıkça istediği şey bu.

14