İnsan yarın işini, kazancını veya sahip olduğu imkânları kaybetmekten korkabilir. Ortada kesinleşmiş bir durum yokken bile kendisini ağır bir yük altında hissedebilir. Belirsizlik uzadıkça zihin yorulur, gönül daralır; bugünün güzellikleri fark edilmez.
Geleceği düşünmek yanlış değildir. İnsan tedbirini almalı, çalışmalı ve imkânlarını dikkatli kullanmalıdır. Fakat tedbir ile devamlı endişe aynı şey değildir. Tedbir, insanı bugünün vazifesinden alıkoymaz; kaygı ise henüz yaşanmamış ihtimallerin içinde dolaştırır, bugüne zarar verir.
Büyüklerimiz, "İnsanın çektiği sıkıntıların temelinde tevekküldeki eksiklik vardır. İnsan Allahü teâlâya ne kadar teslim olursa o kadar sultan olur; kendisine teslim olursa o kadar mahvolur" buyuruyorlar. Teslimiyet, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Elinden geleni yaptıktan sonra neticeyi Allahü teâlâya bırakabilmektir.
Bugün yapabileceğimiz bir işi yapmak, ödeyebileceğimiz borcu ödemek, kırdığımız gönlü almak ve hayırlı bir adımı ertelememek elimizdedir. Büyüklerimizin, "Bugünün hayırlı işini yarına bırakan helak olur" ikazı, düşünmekle oyalanmayıp harekete geçmemizi bildirir.
Kaygılı insanın yalnız nasihate değil, ferahlık veren bir dosta da ihtiyacı vardır. Çünkü büyüklerimiz, "Mümin mutlaka karşısındakine ferahlık verir. Onun kasvetini alır" buyuruyorlar. Bazen güzel bir söz, samimi bir dua ve güven veren bir dostluk, ağırlaşan gönlün yükünü hafifletir.
Öyleyse yarın için hazırlanalım; fakat yarının bütün korkularını bugüne taşımayalım. Vazifemizi yapalım, duamızı edelim ve bugünün kıymetini bilelim. Çünkü gelecek henüz gelmedi; elimizde olan bugündür. Büyüklerimizin ifadesiyle; "Bugünler hatıra, bugünler hatıra..."
Hüseyin Demir
ŞİİR
Hüzün mevsimi
Sararmış, solmuş dala,
Tutunma gücünü kaybetmiş
Sonbahar yaprağıyım ben...
Rüzgârın her okşayışında
Düşme heyecanıyla titreyen
Sonbahar yaprağıyım ben.
Tıpkı yaşlanıp yalnızlaşan,
Toprağını özleyen insanlar gibi...
Ümitleri, hayalleri bitmiş,
Sevdikleri gitmiş
Yalnızlaşan insanlar gibi.
Elveda diyen solgun güneş,
Ağlayan bulutlar ve sararmış,

17