Yarım kalan çay

Bir aile kahvaltısı sırasında Filistin haberi televizyonda çıkınca babanın sessizliğe büründüğü an, şehirli yaşamımızda çocuk ölümlerine karşı geliştirdiğimiz kayıtsızlığın sınırını soruyor mu?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, modern yaşamda aile mahremiyeti ve toplumsal acıların çatışmasını, bir baba karakteri üzerinden ele almaktadır. Filistinli çocuklara yapılan zulmün haberi, sofra ortasında çocuğun masum sorusunu tetikleyerek, medya, tüketim ve insani duyarlılık arasındaki ikilemle yüzleşme ihtiyacını vurgulamaktadır. Ancak yazarın sunduğu bu karşıtlık, gerçekten medya ve tüketim sorunu mu, yoksa evrensel bir insani çatışmanın basit görselleştirilmesi midir?

Pazar sabahı, önce evin küçük çocuğu, sonra büyüğü, sonra anne, en son da baba uyandı. Salona babanın girdiğini gören küçük çocuk "Baba, bugün kahvaltıyı dışarıda mı yapsak" dedi. Anne, "Dışarıda vereceğimiz parayla kahvaltılık alsak 4-5 gün evde yeriz" dedi. Evin büyük çocuğu, "Babam fırından simit, poğaça falan alsın. Evde yiyelim. Zaten dışarıda yiyeceğimiz tüm kahvaltılıklar evimizde var" dedi. Bu fikir ailede kabul gördü.

Anne kahvaltıyı hazırlarken baba da fırının yolunu tuttu. Arabasına bindi. Kontağı çevirdiği an radyo da açıldı. Bozkırın Tezenesi Neşet Ertaş söylüyordu yanık sesiyle:

"Hep sen mi ağladın, hep sen mi yandın Ben de gülemedim yalan dünyada..."

Bu terennüm babayı birden çocukluğuna götürdü. Babasının en sevdiği türküydü bu. Gördes'te tütün tarlasında tütün kırarken, bağırarak söylerdi babası.

Baba, asansörle evine çıkarken, beyninde hâlâ o türkü dönüyordu:

"Sen beni gönlünce mutlu mu sandın Ömrümü boş yere çalan dünyada..."

Eve vardığında, sucuklu yumurta kokusu karşıladı babayı. Küçük çocuk koşarak sarıldı babaya.

Kahvaltıya geçildi, çaylar koyuldu. "Baba, abim yine sucukları topluyor bana kalmadı" diye söylendi. "Hiç de bile" dedi abisi. "Önümde olanları yedim ben."

Anne baba alışıktı bu tür kavgalara(!) "Kesin sesinizi de kahvaltınızı yapın" dedi baba. Eline kumandayı aldı, televizyonu açtı. Televizyonun ışığı odayı doldurdu. "Açma şunu sofrada, televizyona bakmaktan yemek yemiyor çocuklar" dedi anne. Baba dinlemedi. Önce bir magazin programı çıktı. Kanalı değiştirdi. Bir kanalda haber denk geldi: Filistinli çocuklara yapılan zulüm haberi veriliyordu... Baba televizyonu kapattı. "Çocukları neden öldürüyorlar baba" dedi küçük çocuk. Baba sustu. Çayını yarım bırakıp balkona çıktı. Buğulu gözlerle belirsiz ufuklara daldı gitti...

İsmail Aybey-Manisa

ŞİİR

Dinle!

Biri bir şey diyorsa dur, bi düşün ne diyor.

Doğru mu dedikleri neden ısrar ediyor.

Hor görme hiç kimseyi, onu kim söyletiyor

Söyleyene değil söyletene bak...

Kendi başına iş yapma, kendi başın yakarsın.

Kafan dikine gitme, burnun üstü düşersin.

İnadı bırak dinle, işin gücün rast gelsin.

Söyleyene değil söyletene bak...

Kafanı kurcalayan şeytanın vesvesesi

Durmadan konuşuyor, dersin kalbimin sesi

Dile döküp söylersin, oysa onun hilesi

Söyleyene değil sen söyletene bak...

Bir bilene sor, derler bin bilsen de hayatı

Sor ki binlerce olsun, bırak sen şu inadı

Sual sormamaya sebep nefsinin ihtirası

Söyleyene değil sen söyletene bak...