'Kendi inandığımı yaşamakta kararlı olmamı hatalı bildiler, ben de bu hata işine yanlış dedim. Tuhaftır ki; yanlışı söyleyen ben olmama rağmen, yanlış ilan edilen yine ben oldum.'
Eminim ki bu cümle sadece bir benim kırgınlığım değildir. Zannımca her asırda bir kitlenin yarası olmuştur. Dikkatli bakarsanız tarih doğru söyleyenlerin yanlış ilan edilmelerinin hikâyeleri ile dolup taşar. Lakin bu kadim sancı aynı zamanda tarihin yönünü değiştirenlerin de ortak kaderleridir.
Biliyorsunuz Galileo Galilei, heliosentrik sistemi yani dünyanın güneşin etrafında döndüğünü savunduğunda kilise tarafından yargılanmıştı. Oysa zaman, onun doğru olduğunu ortaya çıkardı. İslam tarihinden de örnek lazımsa şayet bence en iyi ve insana davasında güç veren örneklerden biri şüphesiz peygamberlerin en üstünü Muhammed aleyhisselamdır. Ne zaman ki Mekkeli müşrikler peygamberlik öncesinde 'Muhammed'ül-Emin' dedikleri kişi onların hatalarına ayna tuttu; adaletsizliklerini, kız çocuklarını diri olarak gömen vicdanlarını o aynada gösterdi, işte o vakit "büyücü" ilan ettiler!..
Onların doğrusu Efendimizin yalanlanmasıydı. Çünkü Efendimizin doğruluğu onların bu karanlık düzenine Hak tarafından gönderilen bir ışıkken, onlar kendi çirkinliklerini görmek yerine zifirî karanlığı hakikat diye bağırlarına basanlardı… Hatta bu inkâr öyle bir seviyeye geldi ki o aynayı sadece sözleriyle kırmakla kalmayıp Taif sokaklarında yankılanan taş sesleri ile kırma çabası verdiler. Biz bugün biliyoruz ki atılan taşlar onun şahsına değil, onların kendi zalimliklerinin yansımasınaydı. Yaşananlara rağmen ne Efendimiz ne de Eshabı bu kutlu yoldan vazgeçmedi…
Demem o ki varsın tarih bizleri de yanlış ilan edilenleri yazanların kalemiyle yazsın. Efendimizin kalplere tuttuğu ışığın bir parçası olmayı, diğerlerinin kendi nezdindeki sahte 'haklılığına' tercih ederim. Işığın sönmesi güneşi yok etmez.
S. İlter Osmanoğlu
ŞİİR
Bulut
Yaşımdan yorgun,
Saçlarımdan daha beyaz bir gece.
Gökyüzünün içi daralmış,
Sırılsıklam ağlıyor sebepsizce.
Bulutlar dolmuş taşmış sıkıntıdan,
Kendini gökyüzünün
Güvenli kollarına bırakmış.
Görenler yağmur yağıyor sanmış,
Aslında bulutlar ağlamış.
Kimse anlamamış bulutun derdini,
Dışı gibi pak sanmışlar içini.
Aslında hasret yüklüymüş bulut,
Bolca gam doluymuş,
"Ya esefa"larla (eyvahlar) doluymuş içi.

19