İnsanın insana emanet edildiği saha

Eskiler sabah namazı sonrası şafağın serinliğinde, çarşıda dükkânların kapısını anahtarın yanı sıra "Bismillah" diyerek halis niyetle açarlardı. Şimdilerde ticaret denilince akla sadece rakamlar, kâr marjları ve soğuk hesap kitaplar geliyor.

Oysa ticaret, rakamların eşyayı kovaladığı bir koşturmaca değildir. Bu meydanın yıkılmaz iki ana direği vardır: Biri kalpleri mutmain eden güven, diğeri ise rızkın ruhu olan helal kazanç. Bugün ticaretin dili maalesef ruhunu kaybediyor. İnsanlar birbirinin yüzüne bakmadan, gözünün içine değmeden alışveriş yapıyor. Sözün yerini upuzun sözleşmeler, el sıkışmanın yerini soğuk ekranlar aldı. Elbet devir değişti, teknoloji kapımızı çaldı ama bu değişim beraberinde büyük bir "mesafeyi" de getirdi.

Bizim medeniyetimizde ticaret, insanın insana emanet edildiği bir sahaydı. Eskiden bir esnaf dükkânını açtığında sadece kendi kesesini değil, mahallenin huzurunu da tartardı. Komşusu siftah etmediğinde, gelen müşteriyi yan dükkâna gönderecek kadar yüksek bir gönül mimarisine sahipti. İşte o mimarinin harcı güvendi. Güvenin bittiği yerde alışveriş, bir "şüphe yönetimine" dönüşür. Oysa bir Müslümanın en büyük sermayesi, kasasındaki parası değil, sarsılmaz itibarıdır.

Bereket rakamda değil, saflıktadır. Helal kazanç dediğimiz mesele, sadece bir fıkıh terimi değildir; o bir hayat nizamıdır. Kazancın "ne kadar" olduğundan ziyade, o kazanca "ne bulaştığı" asıl meseledir.

Rızkın miktarı takdir-i ilahidir, lakin o rızkın kalitesi kulun tercihidir. Hırsın yorucu uykusundan uyanıp kanaatin zenginliğine sığınan esnaf, bilir ki terazinin kefesinde yapılan en küçük bir meyil, sadece bir müşterinin hakkına girmek değildir; aynı zamanda ömrün bereketini, evin huzurunu ve ahiretin selametini ateşe atmaktır. Zira bereket, çoklukta değil, dürüstlüğün getirdiği o sessiz huzurda saklıdır.

Selman Devecioğlu

ŞİİR

Kime ne!

Yorgunum, yorgunluğum benim bu bedende,

Size ne benim yorgunluğumdan

Geçti ömrümün birkaç yılı bu dünyada,

Bir gün sonsuzluğa kavuşurum, belki

Kalubelada bir şehit gibi.

Hastayım, hastalığım benim içimde gizli,

Size ne benim hastalığımdan

Beynimin içi ağır, tıpkı bir zindan gibi,

Dumanla doldururum içimi,

Belki cehennem gibi...

Mahzunum, mahzunluğum içimde saklı,

Size ne benim mahzunluğumdan

Geceler boyu içimde koca denizler,

Kapkara çeşmelerimden akar hüzün,

Belki ab-ı hayat gibi...

Âşığım, âşıklığım benim içimde,

Size ne benim sevgimden

Dağları, denizleri, çocukları severim ben,

Kalbimdeki aşkın rüzgârı,

Belki cennette bir gül gibi...

İyiyim, iyiliğim benim içimde,