Helal süt emmek

Anadolu'nun kadim kültüründe bir insanın karakterinden bahsedilirken söylenirdi: "Helal süt emmiş." Aslında bu söz, sıradan bir övgüden çok daha fazlasıydı.

Helal süt emmek yalnızca helal lokmayla büyümek değildir. Bir annenin evladına sevgiyi öğretmesi, bir babanın dürüstlüğü örnek olması, büyüklerin duasıyla büyümek, küçüklere merhamet göstermeyi öğrenmek, komşunun derdiyle dertlenmek, kul hakkından sakınmak ve Allah korkusunu kalpte taşımaktır. Ailede görülen ahlak, nesilden nesile aktarılan en büyük mirastır.

Bugün ise kendimize samimiyetle şu soruyu sormamız gerekiyor: Bize ne oldu Ne zaman bu kadar yalnızlaştık Ne zaman komşumuzun kapısını çalmayı unuttuk Ne zaman anne ve babamızın duasından daha değerli şeyler aramaya başladık

Bir zamanlar mahallelerimizde kapılar kilitlenmez, sofralar paylaşılır, acılar birlikte yaşanırdı. Şimdi ise aynı apartmanda yıllarca yaşayıp birbirinin adını bilmeyen insanlar olduk.

Teknoloji ilerledi, imkânlarımız arttı; fakat gönüllerimiz birbirinden uzaklaştı. Gençlerimiz evlenirken aile kurmaktan çok bireysel yaşamın hesabını yapıyor. Oysa aile; sevgiyle, emekle ve fedakârlıkla ayakta kalır.

Daha acısı ise anne ve babaların yaşadığı yalnızlıktır. Ömrünü evlatları için tüketen, saçlarını onların uğruna ağartan nice anne ve baba, hayatlarının son demlerinde bir telefon bekler hâle gelmiştir. Bazıları evlat hasretiyle pencerelerde göz yolu beklerken, bazıları da huzurevlerinde bir bayram ziyaretine hasret yaşamaktadır.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni bilgiler değil; unuttuğumuz değerleri yeniden hatırlamaktır. Çünkü bir toplumu ayakta tutan binalar değil, değerlerdir.

Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras; banka hesapları, evler veya arsalar değildir. Onlara bırakacağımız en büyük miras; güzel ahlak, vicdan, saygı ve Allah korkusudur.

Ceylan Özönal

ŞİİR

Yaratılış gayesi

Bir yaşamak ağırlığında,

Ölüme hafifçe sarılmak...

Şüphe değil midir istediğimiz,

Gerçekler içerisinde

Sonunda istediğimiz şey varsa,

Sonsuza dek yorulmayacak ayaklarımız.

Manası olmalıydı gülüşümüzün;

Tıpkı vedaya sarıldığımız gibi.

Boşuna mı kır ektim saçlarıma,

Dünya yaratıldığından beri

İnsanın gayesini düşünmüş

Mütefekkirler...

Ama yaşamaya bir kanun koyamamışlar.

Nedir iğnenin deliği,

İpliğin rengi

Yaşamak şimdi,

Kıyıya demir atmış bir geminin ahengi.

"Dur!" diyemiyorum gözlerime;

Görebildiği kadar yaşamak...

Nedendir acaba bilinir mi,

Ağlayan kadınların gözyaşları

Şimdi yaşamaya küsmüştür depremler;

Kim düzeltecek kızgın kırgınlıklarımızı

Artık bizim için kıvılcım dökmüyor bakırcılar,

Acıtmıyor içimizdeki kırgınlığı bu sancılar.

Sadece düşünmektir yaramız;

Korkunç bir şuurda, yanlış insanlarla...