Çarşıdaki bilge esnaf

Eskiden camilerde vaizlerin anlattığı o ibretli hikâyeler düşer aklıma. Olmuş ya da olması muhtemel hâller anlatılır, insan aslında kendini dinlerdi. Takvimden bir yaprak daha koparken, belki de en çok bu öze dönüşe ihtiyacımız var.

Vaktiyle çarşıda bir esnaf varmış. Her akşam dükkânının kepenklerini indirirken, asma kilidi vurduğu anda aynı cümleyi söylermiş:

"Bugün de zarar ettik."

Komşuları bu söze bir türlü mana veremezmiş. Dükkânı dolu, işi yerindeymiş… Bir gün çarşıda aynı işi yapan bütün esnaf anlaşmış; o gün gelen bütün müşterileri ona yönlendirmişler. Dükkân dolup taşmış ama adam yine aynı sözü söylemiş. Buna bir anlam veremeyen esnaf arkadaşları toplanıp, biraz da sitemle sormuşlar:

"Dükkânın dolup taşıyor, buna rağmen 'zarar ettik' diyorsun. Bu nasıl iş birader"

Aldıkları cevap kısa ama derinmiş:

"Ben ticarette zarar ettiğimi söylemiyorum. Her gün ömür defterinden bir sayfa daha eksildiği için 'zarar ettik' diyorum."

Adam bir günün hesabını tutuyormuş. Biz ise bazen bir yılı geçiriyoruz da dönüp bakmıyoruz. Çünkü zaman, çoğu kez fark ettirmeden gider; sessizce sıvışır. "Sıvışmak" kelimesi, haber vermeden ortadan kaybolmak demektir. Hicrî takvim ile Miladi takvim arasındaki on bir günlük fark, birike birike otuz üç yılın sonunda bir seneyi alıp götürür. Osmanlı Devleti bunu bilirdi. Biz de bugün ramazanda, bayramlarda, hac vaktinde hâlâ yaşarız. Anadolu, farklı takvimlerle yaşar ama zamanın eksildiğini kalbinden hisseder.

İnsanlık yazıyı önce taşa, sonra kâğıda yazdı; bugün ise dijitale yazıyor. Yazılan yer değişse de değişmeyen bir şey var: Ömür defteri. Her yıl bu defterin bir bölümü kapanıyor; hayatımızdan birer sayfa eksiliyor. Kimi zaman bunun farkında oluyoruz, kimi zaman olmuyoruz. Günler satır satır aylar sayfa sayfa geçiyor. Bir bakıyoruz, defter incelmiş; geriye dönüp bakacak pek az boşluk kalmış. İşte asıl soru budur: Aynı yerdeysek, aynı hâlde kaldıysak; bilin ki ömür defterinden sayfalar eksilmiş, biz fark etmemişiz...

Selman Devecioğlu

ŞİİR

Gül üzerine

Fikrinden zikrinden ey gül,

Uyku mu gire bu gözlere gül,

Ne olur bir kere kuluna gül,

Bu can kurban sana, can-ı gül.

Aşk saklıdır sende çehresi gül,

Sevdanın korundan soldu gül,

Senleyken olur mekân-ı kül gül,

Bir dem sevgin bana âl-i rayiha-i gül.