Bana ne!

Zamanın birinde bir âlim talebesi ile sokakta yürürken talebesi sorar:

"Hocam, geçen gün elinde bir koca tepsi baklava ile bir adam bu sokakta yürüyordu."

Hoca vakur bir eda ile:

-"Bana ne..." der.

Talebe merak ve heyecanına yenik düşerek:

"Ama hocam, o adam sizin evinize gidiyordu" deyince hocanın cevabı manidar olur:

"İyi de evlat, o zaman sana ne!"

Hayat akıp giderken etrafımızdaki gürültü hiç bitmiyor. Herkes bir şeylere yetişme, bir şeyleri düzeltme, bir yerlere ulaşma derdinde. Bir bakıyorsun birisi çıkmış "şu şöyle olmalı, bu böyle yapılmalı" diye ahkam kesiyor. Ötekisi "bak, şurayı yanlış yaptın" diye parmak sallıyor. İnsan kendi hayatının yorgunluğunu taşırken, bir de başkalarının dertlerini yüklenmek zorunda mıyız

İşte tam o noktada, zihnin en korunaklı köşesine çekilip o meşhur cümleyi kurmak geliyor insanın içinden: "Bana ne!"

Bu cümle aslında bir umursamazlık ilanı değil tam tersine, kendini korumaya alma çabasıdır. Her gün üzerimize boca edilen gereksiz haberler, başkalarının hayatlarına dair meraklı bakışlar, aslında bize hiçbir şey katmayan tartışmalar... Bunların hepsini bir kenara itip kendi huzuruna dönmek, bir lüks değil, ihtiyaç hâline geldi.

"Şu şunu demiş," "bu bunu giymiş," "falanca yerde ne olmuş..." Bütün bunları bir süzgeçten geçirdiğinde elinde kalan tortu ne kadar değerli Çoğu zaman hiçbir şey. İnsan, kendi dünyasını inşa etmekle meşgulken, başkasının kurduğu cümlelerin ağırlığıyla neden ezilsin ki

"Bana ne" demek; sınırlarını çizmektir.

Kendi bahçeni güzelleştirmekle meşgulken, başkasının çöpüyle ilgilenmemektir. Kendi iç sesini duyabilmek için dışarıdaki gürültüyü susturmaktır.

Zeynep Hazal Miliç-Samsun

ŞİİR

Teslimiyet

Garip bir hüzne boğuluyor gece,

Ellerimde son kırıntısı umudun,

Kalbimse esaretin yorgunu...

Hiçbir şey yapmamak, çok şey yapmakla eş değer,

Aklım en iyi mahkeme mizanı kurulu!

Bekler mahşeri saksıdaki kuruyan son çiçek,

Yanmak ama yakınmamak için bekler de bekler...

Sıradan günler sıra dışı günlere karışmış,

Bu hasret kaderimle barışmış.

Dudaklarım o son busenin mesudu,

Gözlerim gidişinin hüznüyle dolu,

Geçmiyor içimdeki kışın soğuğu,

Yaz geliyor da herkese,

Benim kalbim ayazla dolu,

Anlamaz hâlden nankördür insanoğlu!

Kelimelerim kol kola samimi herkesle

Suskunluğum ezelden,

Kaderime mühürlüdür...

Dedim ya anlamaz nankördür insanoğlu!

İyiyi dövmekten beter eder,

Kötüyü yüceltir övdükçe över,