Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (257)

Bütün Memleket matbûâtı, ikiye bölünmüş hâlde, kalem münâkaşasına katılıyor

Zekeriya Sertel'in 22 Ekim 1937 târihli Tan'ın beşinci sayfasındaki "Davanın İçyüzü" başlıklı fıkrasında da belirttiği vechiyle, Cumhuriyet ile Tan arasında kalem münâkaşası mevzûu olan mes'ele, "bütün matbûâtı işgâl etmektedir". Buna ilâve edilecek dîğer mühim tesbît, (Kemalist "zâhirî tarafsızlık stratejisi" îcâbı) matbûâtın bir kesiminin Tan'ı, dîğer kesiminin de Cumhuriyet'i haklı görmesidir. Bu bölünme, aynı zamânda, (zâhiren) Almanya'ya meyilli olanlar ile Demokrat memleketlere (hakîkatte Siyonist Cephesine) meyilli olanlar arasındaki bir bölünmedir…

"Alman Propaganda Nazırının Nuremberg'teki nutku üzerine TAN'ın ortaya attığı mesele, birkaç gündenberi bütün Türk matbuatını işgal etmektedir.

"Bu nutkun ve bu nutukta Türkiyenin Alman siyaseti arkasından giden bir devlet olarak gösterilmesinin derin mânaları vardır. Bu mânayı anlamak için Almanyanın Yakın Şarktaki siyaseti hakkında biraz etraflı malûmata ihtiyaç vardır. Bu siyaseti bilenler, hâdiseleri yakından takip edip içyüzünü görenler Dr. Goebbels'in ne demek istediğini anlamakta güçlük çekmezler. Bu hakikatleri bildikten sonra da bazı gazetelerimizin bu meseleyi örtbas etmek istemesindeki fecaat daha vuzuh ve sarahatle görülebelir."

Zekeriya Sertel, Almanya ile İtalya arasındaki nüfûz paylaşımında "Türkiye'nin Almanya'nın hissesine düştüğünü" iddiâ ediyor

Zekeriya Sertel, fıkrasının devâmında, Bükreş'te münteşir Fransızca Moment mecmûası ile yine Fransızca 'uvre gazetesine istinâden Nazi Almanya'sı ile Faşist İtalya'nın Balkanlar ve Yakın-Şark'ta nüfûz têsîs etme emellerinden bahsediyor ve aralarındaki mutâbakata nazaran "Türkiye'nin Almanya'nın hissesine düştüğünü" iddiâ ediyor. Onun noktainazarına göre, Goebbels'in Nürnberg Kongresi'ndeki nutkunu bu çerçevede değerlendirmek îcâb eder:

"Romanyalı muharririn (Dr. S. Ulpia), ufkumuzu aydınlatan bu projektörüyle son Mussolini – Hitler mülâkatını görmiye çalışalım. Hitler, Mussoliniye, İspanya meselesinde sonuna kadar yardım vadediyor. Bugün İtalya için İspanya ve Akdeniz meselesi birinci derecede ehemmiyeti haizdir. Bu sahada Almanyanın yardımını temin etmek için Balkan ve Yakın Şark nüfuz mıntakalarında Almanyaya müsait davranabilir. Nitekim Avusturya ve Macaristanı tamamen Almanyaya bıraktığı, Balkanlarda ve Yakın Şarkta nüfuzunu arttırmıya göz yumacağı da, görüşü ve istihbaratı çok kuvvetli olan 'uvre gazetesi muharrirlerinden Genevieve Taboui'nin neşriyatından anlaşılıyor.

"Cihan harbinden evvel de Balkanlar ve Yakın Şark, nüfuz mıntakalarına ayrılmıştı. Bu paylaşma siyaseti evvelâ Balkan harbini, sonra Cihan harbini doğurdu. Bugün de yine bir paylaşma siyasetine şahit oluyoruz. Yalnız bu defa da sahnede görülen aktörler değişmiştir. Bu paylaşmada Türkiye Almanyanın hissesine düşmüştür. Almanya, bu payı üzerinde faaliyettedir.

"İşte Goebbels'in bahsettiği muvaffakıyet bu faaliyetin semeresidir.

"Uyumıyalım, ve bizi uyutmak istiyenlerin afyonlu telkinlerine kapılmıyalım. Uyanık bulunmak, korkulu rüya görmekten iyidir." (M. Zekeriya, "Davanın İçyüzü", Tan, 22.10.1937, s. 5)

Bu muhâkemeden, tabiî, Almanya'ya cephe almak netîcesi çıkıyor…

Yalman: "Derebeyi ve mürteci rûhlu Yunus Nadi, köpürüyor, tepiniyor…"

Cumhuriyet ile Tan arasında Goebbels'in Nürnberg Nutkundan yola çıkarak yapılan kalem münakaşası, nefsâniyetle karışarak, şahsıyât yaparak ilerlemektedir. Yunus Nadi'nin 22 Ekim 1937 târihli Cumhuriyet'in birinci sayfasında, "Ahmed Emin Yalmana" başlıklı fıkrasında, galîz ifâdelerle ona şiddetle hücûm etmesini, bâhusûs onun "Dönme kavim ve kabîlesine" mensûbiyetine, "ırkının tashîh kabûl̃ etmez cibilliyetine", "göründüğü gibi olamıyan ve olduğu gibi görünemiyen kavmî hüviyetine", "kendi vesîkasıyle müeyyed olarak alnına vurulmuş silinmez zillet damgasına", "yalancıktan dînini değiştirmiş Sabatay Sevi'nin torunu olması" vâkıasına dikkati çekmesini müteâk̆ib, Yalman da, muârızına, aynı tonda, 23 Ekim 1937 târihli Tan'da neşrettiği iki makâleyle cevâb veriyor. Bunlardan birinci sayfada manşetten neşredilen "Derebeyi Nasıl Düşünür Yunus Nadi Kendi Kendisini Teşhir Ediyor!" başlıklı ilkinde, Yunus Nadi'yi, bir kerre daha, "derebeyi ve mürteci zihniyetiyle" hareket etmekle ithâm ediyor:

"…Türk gazetelerinin haklı tenkitlerine ve tabiî hassasiyetine karşı 'Cumhuriyet' gazetesinin bir yabancı davaya avukatlık ettiğini görünce bu mesele üzerinde ancak bir memleket meselesi şeklinde durduk. B. Nadi, menfaatine dokunulan ve nikabı çıkarılan adam sıfatile, çok tabii olarak, köpürdü ve tepindi. Dün de öyle bir yazı yazmıştır ki, derebeylik ve mürteci ruhluluk noktalarındaki ithamlarımızı en açık bir şekilde teyit etmiş ve bu sıfatlarile kendi kendini teşhir etmiştir. Maksadı, üst perdelere çıkarak beni susturmak ve evvelki gün tarif ettiğim klâsik derebeylik usulünün icabı olarak ortalığı toza, dumana boğmaktır. B. Yunus Nadiye haber vereyim ki, bu gayesine kavuşamamıştır. İlh…" (Ahmet Emin Yalman, "Derebeyi Nasıl Düşünür", Tan, 23.10.1937, s. 1)

Yalman, "çifte şahsıyetli Yunus Nadi"nin -yakın dostu olduğu- "müsbet, yânî gazeteci şahsıyeti"ni medhederken, "iş adamı şahsıyeti"ni yerden yere çalıyor

Yalman, 23 Ekim 1937 târihli aynı nüshanın beşinci sayfasında dört sütûnu kaplıyan "Türk gazeteciliğinin halle muhtaç bir davası… Gazeteci 'Nadi' iş adamı 'Nadi'yi Cumhuriyet Matbaasından kapıdışarı etmeli!" başlıklı pek uzun makâlesinde, Yunus Nadi'nin -biri müsbet, dîğeri menfî olmak üzere- birbirini nakzeden iki zıd şahsıyete mâlik olduğunu iddiâ ediyor ve müsbet şahsıyetli "gazeteci Nadi"yle uzun senelere dayanan dostâne münâsebetlerini tebârüz ettirirken, menfî şahsıyetli "iş adamı Nadi"yi, pek ağır ifâdelerle, yerden yere çalıyor:

"…Birden fazla şahsiyet sahibi çok adam gördüm. Fakat Cumhuriyet gazetesi sahibi B. Yunus Nadi kadar dağınık ve zıt şahsiyetleri ayni vücutta birleştiren bir insana hiç rastgelmedim. Belki de bu noktada dünya rekoru B. Yunus Nadidedir.