Kemalist zihniyete göre, Osmanlı'nın her müessesesi "irticâ"ı temsîl ediyordu. Zâten Osmanlı'nın bizâtihî varlığı, "irticâ" idi. Osmanlılık demek, Antikemalizm demekdi. Hâlbuki Dâhiliye Vekîli Şükrü Kaya'nın 3 Aralık 1934 günü Meclis'den îlân ettiği gibi, Kemalist olmıyan her ne varsa o "irticâ" idi; "irticâ"ın târifi bundan ibâretti:
"[Kemalist] İnkılâbın emirlerini yapmamak irticâa hizmet etmek, mürteci olmak demektir." (TBMM Zabıt Cerîdesi, 3.12.1934, Devre: IV, Cild: 25, İctimâ: 4, 11. İn'ikad, s. 76)
Muhtemelen Sabataî ve (hâliyle!) Fanatik Kemalist bir akademisyen ve siyâsetci olan Cevdet Perin (Bulgaristan, Nevrekop, 1914 – İstanbul, 10.11.1994), Kemalist kültür jenosidini iftihârla "Atatürk Kültür Devrimi" olarak takdîm ettiği kitabında, Horst Widmann'la iştirâk hâlinde, "Üniversite Devrimi'ni zorunlu kılan (sebebin), Atatürk'ün tasarladığı reformun başlıca gerekçesinin, (Dârülfünûn'a hâkim bulunan) medrese zihniyeti olduğunu" ifâde ediyor. (Cevdet Perin, Doğumunun Yüzüncü Yildönümünde Atatürk Kültür Devrimi, İstanbul: İnkılâp ve Aka Kitabevleri, 1981, s. 105.) (1 Ağustos 1933 târihli Son Posta gazetesinin de -s. 3- aynı sebebe dikkat çektiğini yukarıda kaydetmiştik…)
Demek ki o da, "İrticâ" ile mâl̃ûl̃müş! Bundan, -Şükrü Kaya'nın yukarıdaki târifiyle irtibâtlandırarak- anlamalıyız ki o zamân nisbeten ilmî hürriyete sâhib Dârülfünûn, Kemalist İnk̆ilâbı, "Ebedî Şef"i memnûn edecek kadar harâretle desteklememiş…
Nitekim devrin Maârif Vekîli Dr. Reşit Galip (1893-1934), 1 Ağustos 1933 târihli gazetelerde intişâr eden nutkunda, bu vâkıayı açıkça dile getirmiş, yeni "Üniversite"nin "İnk̆ilâbcı" olacağını, "İnk̆ilâbın ideolojisini işleyeceğini" îlân etmişti:
"Memlekette siyasî, içtimaî büyük inkılâplar oldu. Darülfünun bunlara karşı bitaraf bir müşahit kaldı; iktisadî sahada esaslı hareketler oldu, Darülfünun bunlardan habersiz göründü; hukukta radikal değişiklikler oldu, Darülfünun yalnız yeni kanunları tedrisat programına almakla iktifa etti; Harf inkılâbı oldu, öz dil hareketi başladı, Darülfünun hiç tınmadı; yeni bir tarih telakkisi millî bir hareket halinde bütün ülkeyi sardı, Darülfünunda buna bir alâka uyandırabilmek için üç yıl kadar beklemek ve uğraşmak lâzım geldi. İstanbul Darülfünunu artık durmuştu, kendisine kapanmıştı, vüstaî bir tecerrüt içinde haricî âlemden elini ayağını çekmişti. […]
"…Türkiye gibi radikal bir inkılâp memleketinde vatanın müstakbel zimamdarlarının terbiyesi, hayattan bu kadar uzak kalan, inkılâbın seyrinden bu kadar geride duran bir müesseseye artık daha uzun müddet tevdi edilemezdi. […]
"Yeni Üniversitenin en esaslı vasfı millî bilgi ve inkılâpçılığıdır. Bunun içindir ki Üniversitenin Edebiyat ve Hukuk Fakültelerinin tedrisatı bu iki mühim esasa göre teşkilâtlandırılmıştır. Millî tarih için yeni kürsüler ihdas edilmiştir. Türk İnkılâbının ideolojisini yeni Üniversite işleyecektir. Bu maksatla kurulan Türk İnkılâbı Enstitüsü Üniversitenin en mühim cihazıdır. […] Bu cihaz, inkılâp aşk ve imanının kürsüsü olacak, hangi fakülteden olursa olsun her talebe ancak orada bir imtihan geçirdikten sonra diploma almayı vazife ve şeref bilecektir." (Maârif Vekîli Reşit Galip Bey'in Nutku, "Üniversitemiz Ne Olacak", Son Posta, 1.8.1933, s. 6)
(Tan, 14.10.1937, s. 2)
Üniversiteler (ve bütün Maârif) birer "Kemalist Totaliter İdeolojiye şartlandırma merkezi": "Üniversitede yeni yılın inkılâp derslerine (Maarif Vekili Prof. Hikmet'in [Yusuf Hikmet Bayur'un] verdiği dersle) dün Üniversite konferans salonunda başlanmıştır. Bu derslere bütün fakültelerin son sınıf talebeleri mecburî olarak devam edeceklerdir. İlh…"
***
"Kemalist Üniversite": İskol̃astik Zihniyetli Üniversite
Böylece Üniversite, hak̆îk̆î mânâda bir ilmî araştırma merkezi ve yeni nesillerin İlmî Zihniyetle, müsbet bilgilerle yetiştirildiği bir tahsîl müessesesi olmaktan çıkarılıyor, talebelerin Kemalist İdeolojiye göre şartlandırıldığı bir propaganda merkezi hâline getiriliyordu. Kemalist İdeol̃oji de, esâs îtibâriyle, her şeyde Avrupa'yı taklîd ve Millî Kültür yerine Avrupa Kültürünü ikâme tavrından ibâret olduğuna göre, Türkiye'de "Üniversite", esâs îtibâriyle iskolastik zihniyetin temsîlcisidir. Çünki bu zihniyetin vasf-ı mümeyyizi, müsbet bilgiye götürecek müşâhede ve tecrübe usûlünü değil, bir otoriteyi hak̆îkat mîyârı olarak kabûl etmekdir. Nitekim, Kemalist Üniversite, iki otoriteye tâbidir: 1) Avrupa; 2) "Ebedî Şef"…
Prof. Malche'a göre, bütün mes'ele, Üniversiteye İlmî Zihniyeti hâkim kılmaktı; lâkin Totaliter Rejim, bu zihniyetle bağdaşamazdı
Hâlbuki 1932'de, Dârülfünûn'un ilim ve eğitim bakımlarından daha feyizli bir müesseseye istihâle etmesi için alınması lüzûmlu tedbîrler hakkında Hükûmete bir Rapor takdîm eden İsviçreli Prof. Albert Malche, doğru yolu göstermişti: Lâzım olan, Dârülfünûn'u tasfiye etmek veyâ bir ideol̃ojinin emrine vermek değil, onu, İlmî Zihniyetin bayrakdârı hâline getirmek ve bu esâs vazîfesini îfâ edecek vâsıtalarla techîz etmekdir. Raporunun netîcesi olarak Hük̃ûmete ısrârlı tavsıyesi bu meâldeydi:

6