MUSTAFA KEMÂL'İN UYDURMA ŞECERELERİ VE HAKÎKÎ MENSÛBİYETİ (230)

(Cumhuriyet, 7.2.1933, s. 1)

"Dîn İnk̆ilâbcısı" Mustafa Kemâl'in resminin altındaki yazı: "Cumhuriyet Türkiyesinin Büyük Banisi ve Demireli Büyük Gazi'miz…" Yunus Nadi'nin başmakâlesinden: "…Cahil ve gafil halkı türkçe ezanla gûya dine muhalif hareket ediliyormuş diye kışkırtan birkaç kişi… […] Cumhuriyet Türkiyesinde dini fesat aleti ittihaz ederek halkı bu yolda yanlış hareketlere sevkedenlerin mel'aneti bizim nazarımızda sadece cezayı mucip bir suç olmaktan daha fena bir iş olmak üzere artık ayıp sayılmak lâzım geliyor. Yeni Türkiye'nin her sahada tatbik ettiği inkılâpların güzelliği öyledir ki bunların her hangi bir safhasına hatta fena niyetle olmayıp ta sırf gaflet ve cehaletle de olsa nasıl toz kondurulabileceğine akıl ermez…"

***

"Mutlak Şef": "Câhil Mürteciler, Cumhûriyet Adliyesi'nin pençesinden kurtulamıyacaklardır!"

"Mutlak Şef"in müdâhalesi üzerine, Bursa'da, 200 kişinin ifâdesi alınmış (hangi şartlarda), bunlardan 30'u tevk̆îf edilmiş, bilâhare içlerinden 23'ü (bâzı haberlerde 24'ü) hakkında dâvâ açılmıştır.

İbâdet Hürriyeti nâmına Sahîh Ezân talebinde bulunanların hepsi, hem "Mutlak Şef", hem de Hük̃ûmeti tarafından peşînen mahk̃ûm edilmişlerdi. Onların siyâseti, mâsûm bir hak arama fiilini büyütüp etrâfında "İrticâ" yaygarası kopararak Türkiye'yi ayağa kaldırmak, böylece Müslümanları iyice sindirmek ve bu meyânda başlatılmış olan "Dîn İnk̆ilâbı"nın îcâbı olarak, Kemalist Uydurma Ezân'ı Memleketin bütün câmilerine teşmîl etmekdi…

Filhakîka, "Mutlak Şef", Bursa'dan ayrılıp İstanbul'a geçtiği 6 Şubat 1933 günü, Anadolu Ajansı'na verdiği teblîğde, Sahîh Ezân Mazlûmlarını, "câhil mürteciler" olarak yaftaladı ve onları, Kemalist Totaliter Rejimde adâletin ne kadar sûretâ olduğunu isbât etmek istercesine, "Cumhûriyet Adliyesinin pençesinden kurtulamıyacaklardır!" sözüyle peşînen mahkûm etti:

"Bursaya geldim. Hâdise hakkında alâkadarlardan malûmat aldım. Hâdise, haddizatında fazla ehemmiyeti haiz değildir.

"Herhalde cahil mürteciler cumhuriyet adliyesinin pençesinden kurtulamıyacaklardır.

"Hâdiseye dikkatimizi bilhassa çevirmemizin sebebi, dini, siyaset ve herhangi bir tahrike vesile etmeye asla müsamaha etmiyeceğimizin bir daha anlaşılmasıdır.

"Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kat'î olarak bilinmelidir ki Türk milletinin millî dili ve millî benliği bütün hayatında hâkim ve esas kalacaktır." (Anadolu Ajansı'nın "Bazı mürtecilerin küstahlığı" başlıklı haberi, Vakit, 7.2.1933, s. 1)

Acabâ hak̆îkatte "dîni, siyâset ve herhangi bir tahrîke vesîle eden" kimdi Evet, Vicdân ve İbâdet Hürriyetlerini tanımıyarak, siyâsî ik̆tidârın en yüksek temsîlcisi sıfatıyle, Müslümanların Ezânına, Tekbîrine, Namazına, Duâlarına kadar müdâhale eden kimdi

Ve kestirip atıyor: "Kat'î olarak bilinmelidir ki Türk milletinin millî dili ve millî benliği bütün hayâtında hâkim ve esâs kalacaktır!" Yânî "Türkce İbâdet vâsıtasıyle Dîn İnk̆ilâbı projesi mutlakâ hayâta geçirilecekdir!" Kim size böyle bir salâhiyet verdi Lâkin o "Mutlak Şef"tir; ona her şey mübâhtır!

Anadolu Ajansı'nın, "Büyük Şef"in beyânâtını, bütün matbûâta, "Bazı mürtecilerin küstahlığı" başlığıyle servis etmesi de ayrıca dikkate şâyândır…

Dîğer taraftan, mâdemki "hâdise, haddizatında fazla ehemmiyeti haiz değildir", öyleyse 1 hafta – 10 gün süren o "İrticâ" aleyhdârı kampanya neyin nesidir Ve tevkîfler, aziller, maznûnlara çeşid çeşid hakâretler, Çorum Ağır Cezâ Mahkemesi'nde 163'ten muhâkeme edilmeler, 6 ay ilâ 2,5 sene hapis cezâları, ayrıca "cezâları kadar da Emniyet-i Umûmiye nezâreti altında bulundurulmalar"…

(Cumhuriyet, 9.2.1933, s. 1)

"Bursa hâdisesi üzerine tevkif edilenler isticvap edilmek üzere Adliyeye götürülürken…"

***

Kemalist Totaliter Rejimin Bursa'daki "İrticâî" Ezân Hâdisesi aleyhinde çektirdiği takbîh telgrafları ve tertîb ettirdiği nümâyişler

Bursa'da 1 Şubat 1933 Sahîh Ezân Hâdisesinin pek mühim bir vechesi de, "Mutlak Şef"in, militanlarını galeyâna getirerek ve resmî ricâl̃i de harekete geçirerek, "mürteci" olarak yaftalanan ve tahk̆îr edilen Müslümanlara karşı bütün Memlekette yine tedhîş estirmesidir. Bu çerçevede, prangalı matbûâtın zâten her gün manşetten yaptığı neşriyâta, gazetelere gönderilen ve bunların sayfalarını kaplıyan yüzlerce "İrticâî" Ezân Hâdisesini takbîh, tel'în ve protesto telgrafı il̃âve olmuş, Gemlik, Gümüşhâne, Bilecik, Aydın, Denizli, Karacabey (Mihalic) gibi bâzı şehirlerde ve Ankara Halkevi'nde de tel'în nümâyişleri tertîb edilmiştir. İdrâk sâhibleri için ne kadar ibretâmîzdir ki "sâhibinin sesi" gazeteler, aynı günlerde, dîğer taraftan, Kemalist Rejimin "güzellik kraliçesi"nin seçimleriyle meşgûl̃düler…