"Beni rakılı salyasıyle sulıyarak bir öptü!"
"En nihâyet: '- Bana bak! Bir yere gidemezsin! Otur oturduğun yerde! Sonra karışmam! Hem ayağa kalk! Gel buraya! Öp beni!' Ve sâire… Ben de gittim, öptüm…
'- Olmadı! Bilmiyorsun! Adam öyle öpülmez! Bak böyle!' diyerek beni rakılı, makılı salyasıyle sulayarak bir öptü! Tütün, leblebi kokusu, ispirtosu ile berâber hâlâ burnumdadır!
"Âh, Mustafa Kemâl! Ne olurdu şu zehri bu kadar içmese idin! Aklın başında kalsa ve yaşasaydın!" (Tıb Prof. Dr. Sâim Ali Dilemre'nin Ömer Hakan Özalp tarafından Atatürk Kitaplığı'nda keşfedilip Derin Tarih'in Şubat 2016 târihli 47. sayısında neşredilen Hâtırât'ından, ss. 72-74) (Mustafa Kemâl'in Hastalığı, Ölümü, Cenâzesi; Yeni Söz, 2-3.10.2018/13-14)
Lord Kinross'un derlediği müşâhedeler
İngiliz müellifi Lord Kinross'un Atatürk; Bir Milletin Yeniden Doğuşu isimli kitabı, Kemalist devlet ricâlinin yardımıyle ve esâs îtibâriyle önde gelen Kemalist şahsıyetlerin şahâdetlerine istinâd ederek têlîf edilmiş bir kitabdır. İngilizce aslının ilk baskısı 1964'te yapılan ve (Sabataî nâşir ve mütercim) Necdet Sander tarafından hemen tercüme edilen kitap, Türkiye'de, 1966'dan günümüze kadar onlarca baskı yapmıştır. Kinross'un kaydettiği bilgiler de, Dilemre'nin, (alkolizm sebebiyle) "Hakîkaten de Mustafa Kemâl'in rûhî ve organik muvâzenesizliği göze batmaya çoktan başlamıştı" şeklindeki tesbîtini têyîd ve tafsîl eder mâhiyettedir:
"Akılcı felsefeden yoksun bir akılcı olarak, umutsuzluğa ve hayal kırıklığına kapıldı. Artık yapacak bir işi kalmayan bir eylem adamı olarak, kendini, genellikle onun yerini tutan şeye, alkole verdi. Bu da vücut ve kafa sağlığına dokunmaya başladı. […] Atatürk, içkinin yalnızca kalb[in]e değil, başka uzuvlarına da dokunabileceğini hiç düşünmeden, içkiye devam etti. Doktorları da onu bundan vaz geçirmek için pek bir şey yapmadılar. [Bizim araştırmamız, bu son iddiânın aksinin vârid olduğunu ortaya koyuyor…]
"Zihni bulanmıya, hâfızası zayıflamıya, sinirleri bozulmıya başlamış" bir hâlde hırsını başkalarından çıkarıyordu
"Ancak, yakın arkadaşları artık Atatürk'ün eski Mustafa Kemal olmadığını üzünütüyle görüyorlardı. Zihni bulanmaya başlamıştı. Dilcilik ve tarihçilik konularının labirentinde kaybolmuş gibiydi. Bir dediği bir dediğine uymuyordu. Belleği zayıflamaya başlamıştı. Günlük işlerde bir gün önce söylediğini bir gün sonra unutuyordu. Sinirlerine hâkim olamıyor, çabuk çileden çıkıyor; kafesine iyiden iyiye hapsolmuş bir kaplan gibi, düşmanlarına olduğu kadar dostlarına da dişlerini gösteriyordu.
"Tarih Profesörüne: Sen eşeğin birisin!"
"O zamana kadar, hırçınlıklarını, genellikle, saldırısına dayanabilecek güçte olanlar üzerinde denemişti. Ama şimdi kimse bundan kurtulamıyordu. Bu akşam Kulüpte, çatacak bir şey aramış, zavallı bir tarih profesörünü gözüne kestirmişti. Her zamanki gibi yine öğretmen rolünü takınarak, çevresindeki gençleri sorguya çekti. Verdikleri cevaplardan memnun kalmayınca, okullarda okunan tarih kitaplarından birinin yazarı olan profesöre dönerek, gençlerin eğitimi yolunda uyguladığı yöntemleri fena halde yerdi. Korkusundan verecek yanıt bulamayan profesör, onu, sağlığına kadeh kaldırıp yaltaklanarak yumuşatmaya çalıştı. Böyle yüreksiz bir davranıştan iğrenen Atatürk, herkesin işitebileceği şekilde, yüksek sesle, 'Sen eşeğin birisin! Haydi git, dans et!' diye bağırdı. Profesör de hemencecik ortadan kayboldu. […]
(-Necmeddin Sadık Sadak'ın gazetesi- Akşam, 10.12.1937, s. 12)
Bir Devlet müessesesi olan İnhisârlar İdâresi'nin (şimdiki "Tekel Genel Müdürlüğü"nün) konyak reklamı… Mustafa Kemâl, bütün Anadolu Milletini kendisi gibi içkici yapmak emelindeydi…
***
"Bâzan şeytan kesiliyordu"
"Atatürk'ün bir günü bir gününe uymaz olmuştu. Yakın arkadaşları, 'Acaba bu akşam ne halde olacak' diye birbirlerine sorup duruyorlardı. Bazen şeytan kesilir, bazen de karşısında boğa arayan bir boğa güreşçisi gibi olurdu. Gittikçe, Çankaya'da, sofradaki kadınları bir an önce evlerine yollamaya ve sabaha kadar, erkek arkadaşlarıyla oturup içmeye koyulmuştu.
"Bir kere, yine böyle içerken, sabahın saat beşinde ata binmek istedi. İki yaveri, o saatte çıkmasını önlemek için, atın topalladığını söylediler. Ertesi gün, bunun uydurma olduğunu anlayınca, sekreteri Hasan Rıza'ya, bu iki subayın işlerine son vermesini söyledi. Hasan Rıza, her zamanki gibi, emri hemen yerine getirmedi. Ama, ertesi sabah aldığı notu Atatürk'e gösterdi. Atatürk kuzu gibi yumuşak bir gülüşle, 'Unutalım bunu!' dedi.
"Özellikle geceleri, huzursuzluktan kıvranıyordu. […]
"Uyku uyuyamadığı için gece yarısı yalnız dostlarını değil, yabancıları bile görmeye gider, yataklarından kaldırırdı. […]

8