Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve Hakîkî mensûbiyeti

Dünden devam (224)

Filhakîka, "Denizbank", Türkcenin mantığı bakımından mânâsızdır, abes bir söyleyiştir, şîvesizlikdir; çünki bu takdîrde, "demir kapı" misâlinde olduğu gibi, deniz yâhud denizcilikle al̃âkalı banka değil de, "banka"nın kendisi "denizdir", "denizden yapılmıştır" denmiş olur.

"Her şeyin en doğrusunu bilen" "Büyük Rehber"in bunları bilmemesi düşünülemez. Buna rağmen, nîçin "Denizbank" demiştir Nîçin daha evvel de "Sümerbank", "Etibank" gibi isimler îcâd etmiştir (Birincisinin têsîsi, 11 Temmuz 1933; ikincisinin, 14 Haziran 1935.)

Çünki o, Türkceden bozma ve mümkün mertebe Fransızcaya benzer sun'î bir dil inşâ etmek ve onu resmî dil yapmak emelindeydi. Nitekim, "Güneş-Dil İnk̆il̃âbı"nın, bilfiil, bu maksada hizmet etmiş olduğunu, işbu çalışmamızda (Kemalizmin "Târih Tezi" ve "Güneş-Dil Teorisi" Hurâfeleri'nde), birçok vesîkayle ortaya koymuş bulunuyoruz.

"Ayol, ne yaptın, Denizbank adını Atatürk koymuş!"

Sadri Maksudi'nin kızı (Fransız Dili ve Edebiyat Doçenti ve Sefîre) Âdile Ayda'nın (Petrograd, 1912 – Ankara, 1992) rivâyetine nazaran, babasının Meclis'deki müdâhalesi şöyle olmuş:

"[24 Aralık 1937'de] (Meclis'e Denizbank Kanunu gelince,) kürsüye çıktı, Denizbank kelimesi Türk gramerine ve Türk dilinin ruhuna tamamen aykırıdır, diye uzun izahat verdi. Kürsüden inip yerine oturduğu zaman bir arkadaşı kolundan çekerek:

'- Ayol, ne yaptın, Denizbank adını Atatürk koymuş', dedi.

"Verdiği cevap şudur:

'- Ne çıkar, hakikat değişmez ki!'

"Ve 'Denizbank hâdisesi' patlak verdi." (Âdile Ayda, "Babam Sadri Maksudi", Cumhuriyet, 11.3.1957, s. 2; İstanbul Hukuk Mecmuası, Ord. Prof. Sadri Maksudi Arsal'a Armağan Özel Sayısı, 2017, cild 75, ss. 11-14'ten s. 14)

Evet, burası "Kemalist Türkiye" idi. Burada doğru olan, "Mutlak Şef" ne derse oydu! İtirâza cür'et eden, cezâsını çekerdi!

Vay! Siz misiniz "Mutlak Şef"e îtirâz eden O hâlde "siz profesör değilsiniz!"

Hakîkaten, beklenen oldu ve (Yakup Kadri'nin tâbiriyle) "Zeus", "yıldırımlarını" Sadri Maksudi'nin üstüne göndermekde gecikmedi!

Aslında, Hukûk Ord. Prof. Dr. Sadri Maksudi Arsal'ın (Kazan, 1880 – İstanbul, 20.2.1957, Zincirlikuyu Mez.), kendisini iki devre Meb'ûs (1931-1935'de Şebinkarahisar ve 1935-1939'da Giresun Meb'ûsu) tâyîn etmiş "Mutlak Şef"le arası gâyet iyiydi. Tâ ki "Denizbank" ismi sebebiyle onunla karşı karşıya gelinciye kadar! Üstelik, "Öztürkce" harek̃âtında da, daha başka ink̆il̃âblarında da ona hep fikren destek olmuştu. Bu meyânda Hukûk Fakültesi'nin gözde bir profesörüydü.

Meclis'de Denizbank Kânûnu'nun ve bu meyânda "Denizbank" isminin müzâkere edildiği 24 Aralık 1937 Cumâ akşamı veyâ müteâk̆ib Cumartesi veyâ Pazar akşamlarından birinde, "Mutlak Şef", Sadri Maksudi'yi yine işret sofrasına dâvet ediyor… Maksadı, adamları vâsıtasıyle, Sadri Maksudi'ye "Denizbank"ın doğru bir isimlendirme olduğunu kabûl̃ ettirmekdir. L̃âkin bütün ısrârlara rağmen, hiç şüphesiz, İstanbul Türkcesine oradaki herkesden daha fazla vâkıf olan kıymetli âlim, müddeâsından vazgeçmiyor. Bu vazıyete daha fazla tahammül edemiyen "Mutlak Şef", "Siz profesör değilsiniz!" diye haykırıyor ve o ândan îtibâren Sadri Maksudi'nin defteri dürülüyor! (Cemal Granda, Atatürk'ün Uşağı İdim, Anlatan: Cemal Granda, Yazan: Turhan Gürkan, İstanbul: Hürriyet Yl., 1973, ss. 211-212)

(Cumhuriyet, 28.12.1937, s. 1)

"Hikmetinden suâl̃ olmaz", "her şeyin en doğrusunu bilir", "Tanrılar benzeri" "Dâhî Başbuğ" buyurur: "Denizbank, Türkcedir!" ve derhâl̃ öyle olur! Îtirâz eden bir "haddinibilmez" Sadri Maksudi çıktı da mı, defteri dürülür, mânen linç edilir! Memlekette maşa mı yok: Mayakon'lar, Tankut'lar, Atay'lar, Uzgören'ler, Dilaçar'lar, Özdeş'ler ve bütün bir matbûât… Hepsi, bu mânevî linç için seferber edilmişti!

***

Maşalarını ve matbûâtı Sadri Maksudi aleyhinde seferber ediyor

Mes'ele, bekleneceği üzere, bu kadarla da kalmıyor… 27 Aralık 1937 Pazartesi günü, husûsî vazîfe verilmiş bir ekipe, Sadri Maksudi'yi yerden yere çalan, onu Türkcenin câhili olmakla ithâm eden, hattâ hukûk profesörlüğüne de lâyık görmiyen nutuklar attırılıyor, beyânâtlar verdiriliyor… Terbiyesizlik ve küstahlıkta birbiriyle yarışan bu ekipe dâhil olanlar, Meclis'de konuşan "Güneş-Dil âlimleri" İsmail Müştak Mayakon ile Hasan Reşit Tankut, Radyo'da konuşan mâhûd Falih Rıfkı Atay, Kütahya Meb'ûsu Vedid Uzgören, "Güneş-Dil âlimi" Agop Dilaçar, Kırşehir Meb'ûsu L̃utfî Müfid Özdeş ve "Anadolu Ajansı'na beyânât veren", Ulus muharrirlerinden, Kütahya Meb'ûsu Naşid Uluğ'dur. Bunlara, bir de, Kurun'da bu mevzûa dâir bir başmakâle kaleme alan Asım Us'u il̃âve etmek lâzım.

Dilaçar'ın rivâyetine nazaran, 27 Aralık 1937, sâat 10.30'a yaklaşırken, "Tek Şef", yayını sona ermek üzere olan Radyo'ya, telefonla tâlimât verdirerek, birkaç dil mütehassısı konferans vereceği için yayını uzatmalarını emrediyor; peş peşe, Vedid Uzgören, Agop Dilaçar ve Falih Rıfkı Atay mikrofona çıkarak konferanslarını veriyorlar. (Agop Dilaçar, "Atatürk'ten Anılar: Denizbank Olayı", Türk Dili, Kasım 1974, sayı 278, ss. 872-875)

(Son Telgraf, 28.12.1937, s. 1)

Sayfanın sağ alt tarafında resmi görülen -Yakılacak Kitab müellifi- Etem İzzet Benice'nin Sâhib, Başmuharrir ve Neşriyât Müdürü olduğu Son Telgraf gazetesinde Denizbank Hâdisesi: "Sadri Maksudinin mebusluktan, profesörlükten ve Dil kurumundan istifa etmesi bekleniyor… Türkçeyi bilmiyenlerin Türk dili ve nazariyyeleri üzerinde tasarruf iddia etmelerine elbette ki imkân tasavvur edilemez…" Sadri Maksudi'nin resminin altındaki yazı: " Anadolu ajansına beyanatta bulunan meb'uslarımıza nazaran, tarihçiliği, dilciliği, hattâ hukuk âlimliği şüpheye düşen Sadri Maksudi…" Gazetenin sol alt köşesine, Peyami Safa'nın bir karikatürü dercedilmiştir; mes'elenin nereye varacağını bilmeden Sadri Maksudi'yi desteklediği için, o da, mânevî linç oklarından payını alıyor: "Hâdiseye ismi karışan Server Bedi, yani Peyami Safa"… (Mes'elenin "Büyük Şef"e dayandığını anlayınca hemen sus pus olacaktır!)

***

28 İlkk̃ânûn 1937 târihli Cumhuriyet, Akşam, Tan, Kurun, Son Posta gibi gazeteler, Falih Rıfkı Atay'ın "konferans"ı hâric, Vedid Uzgören ve Agop Dilaçar'ın beyânâtlarını, Anadolu Ajansı muhâbirine verilmiş gibi naklediyorlar. Hâl̃buki, Rejimin resmî nâşiriefk̃ârı mesâbesindeki Ulus, Vedid Uzgören ve Agop Dilaçar'ın beyânâtlarının radyo konferansları olduğunu tasrîh ederek, Dilaçar'ın rivâyetini têyîd ediyor; mâmâfih, onlara bir "linççi" daha ilâve ediyor: Müfid Özdeş… Böylece sâdece Nâşid Uluğ'un beyânatının Anadolu Ajansı muhâbirine verilmiş olduğu anlaşılıyor.

Ayrıca, bu ekipi "Mutlak Şef"in teşkîl etmiş olduğu ve hepsinin de onun tâlimâtı istikâmetinde konuştukları ayân-beyân meydana çıkıyor…

Bu meyânda, topu birden "Mutlak Şef"e hizmet eden gazeteler dahi, bu ekipe dâhil oluyor, bu edebsizlikleri manşete taşıyarak efk̃ârıumûmiyeyi Sadri Maksudi'ye karşı iyice tahrîk ediyorlar…

Hak̆îkaten, adamcağızı, gazeteci Ali Kemâl̃ (İstanbul, Süleymâniye, 1867 – İzmit, 6.11.1922) gibi linç ettirmediklerine şükretmek l̃âzım!

Yine de bahis mevzûu olan, bir mânevî linçtir. Buna kânî olmak için, Sadri Maksudi'yi ve onun şahsında, onun gibi düşünen Milletin büyük ekseriyetini sindirmek üzere vazîfelendirilen ekiptekilerin mütecâviz nutuk ve beyânâtlarına dikkat̃ etmek kâfîdir… (Bunları mezk̃ûr çalışmamızda nakletmiştik…)

Sadrî Maksudi'nin mağdûriyeti

Hiç şüphesiz, Sadrî Maksudi'nin en büyük mağdûriyeti, şeref ve haysiyetine tecâvüz edildiği, hayâsızca hakâretlere mârûz kaldığı hâlde, bunlara cevâb verme, nefsini müdâfaa etme imk̃ânlarından mahrûm bulunmasıydı. Meclis'de, ayrıca Radyo ve matbûât vâsıtasıyle kendisine dört bir taraftan hücûm ediliyordu; mânevî bir linç vak'asıyle karşı karşıyaydı; l̃âkin, çâresizdi: Hiçbir müdâfaa vâsıtasına sâhib olmaması bir tarafa, bu mânevî linç seferberliğini bizzât tertîb eden, Memlekette her şeyin irâdesine râm olduğu "Mutlak Şef"le nasıl başa çıkabilirdi

Mâmâfih, tahammül etmek mecbûriyetinde kaldığı tecâvüz, mânevî linçe de inhisâr etmedi; Üniversitedeki kürsüsü de elinden alındı…

Zâten, dil sâhasında olduğu gibi hukûk sâhasında da cehâlet damgası yiyen, profesörlük ünvânına ve Türk talebelerine ders vermiye lâyık olmadığı Çankaya'nın tepesinden bütün memlekete îlân edilen bir zât, nasıl kürsüye çıkabilirdi

Üzerindeki ağır baskıya rağmen, Sadri Maksudi, istîfâ etmedi.

Hakkında mevsûk ve mufassal bir tercümeihâl̃ makâlesi têlîf eden kıymetli târihçi Prof. Dr. Ali Birinci (d. Sakarya, Hendek, Balıklı Şeyh Köyü, 25.8.1947), onun Üniversitedeki Sicilinden, 21 Mart 1938 târihinde, yânî Denizbank Hâdisesinden takrîben iki buçuk ay sonra "vazîfeden affedilmiş" olduğunu tesbît etmiş bulunuyor. (Prof. Dr. Ali Birinci, "Türk Hukuk Tarihçisi Sadri Maksudî'nin Hayat Hikâyesi ve Eserleri", İstanbul Hukuk Mecmuası, "Ord. Prof. Sadri Maksudi Arsal'a Armağan Özel Sayısı", 2017, cild 75, ss. 75-122 içinde, s. 83)