Mustafa Kemâl'in Uydurma Şecereleri Ve Hakîkî Mensûbiyeti (386)

MUÂSIR TÂRİHİMİZİN BAŞLICA PERDE-ARKASI ÂMİLİ: SABATAÎLİK

Türkiye'nin muâsır târihini araştıran ve onun üzerinde tefekkür eden bir ilmî araştırmacı sıfatıyle nîçin hâssaten Sabataîlik dikkat̃imizi çekiyor ve ister istemez onunla karşı karşıya geliyoruz Bu husûsun daha iyi anlaşılması için, bundan on üç sene evvel (Nisan 2013), Türkçenin Istılâh Mes'elesi ve İdeolojik Kaynaklı Sapmalar ("Öztürkçe" Dayatmasıyle Fransızcalaştırılan Resmî Dil) ünvânlı -artık sahaflarda dahi bulunamaz hâle gelmiş- eserimizde (Ankara: Kurtuba Yl., Nisan 2013, 16x24 cm, 571 s.) serdettiğimiz bâzı müşâhede, tesbît ve mülâhazalarımızı burada da hatırlatmayı çok lüzûmlu buluyoruz.

Kendi kitabımızdan ik̆tibâs ettiğimiz bu metinleri, tırnak içine almadan ve -hem ifâde, hem iml̃â bakımından- cüz'î tâdilâtla arzedeceğiz.

Bunların peşinden, "İnönü Âilesinin Cemâat Bağları" ve "Millî Şef"in, 2. Cihân Harbi esnâsında tâkîb ettiği hâricî siyâset hakkında, bizzât têlîf etmiş olduğu Fransızca makâlesi üzerinde durarak bu Faslı bitireceğiz.

Sonraki bahsimiz, " 'Ona Her Şey Mübâh!' Dedirten Altıncı ve Son Misâl̃: Bir Militan Ateistin 'Dîn İnk̆ilâbı' " başlığını taşıyor...

Târihî Türkcemiz yerine "Yoztürkce" ve "Türklük" kılıfı altında Frenklik

...Nasıl ki aslında, "Öztürkçe" tâbirinin, kendisini teşkîl eden kelimelerin l̃ugat mânâlarıyle bir al̃âkası yok ise, üstelik bu tâbir l̃ugat mânâsının tam zıddı bir mânâya geliyor, yâni Türkceden bir sapmayı, Türkcenin bir tereddî hâlini, Fransızcalaştırılarak bozulmuş, sun'î, uydurma bir şeklini ifâde ediyor ise (ki bu zâviyeden ona en münâsip karşılık "Yoztürkce"dir), aynen öyle, Avrupacı / Gar̃bci ideol̃ojinin dilinde "Türk" kelimesi de hak̆îk̆î, yâni târîhî muhtevâsıyle al̃âkasız bir mânâya gelmektedir. Bu ideol̃oji nezdinde, kelimenin mazrûfu reddedilmiş, sâdece zarfı alınmış, sonra da onun içine Türklük mefhûmuna zıd bir takım unsurlar doldurulmuştur. Nefretle reddedilen o mazrûf, bütünüyle târîhî Türk kültürü, yerine ikâme edilen muhtevâ ise, bütünüyle Avrupa kültürüdür. Bir def'a bu hokkabâzlık yapıldıktan sonra, bu sefer bu kudsî kelime l̃açka olacak derecede sık tekrâr edilerek g̃ûyâ "milliyetcilik" ve "Türkcülük" yapılmış, Türklüğe en yabancı fikir ve uygulamalar "Türk" kelimesiyle ambalajlanarak l̃anse edilmiş, bütün bunlarla da "ümmet cem'iyetinden millet cem'iyetine geçildiği" iddiâ edilmiştir.

Millet, kültür, medeniyet mefhûmları

Hâl̃buki millet veyâ milliyet, esâs îtibâriyle kültürden ibârettir, bir kültür birliğidir. Kültür ise, nesilden nesle intikâl̃ eden târîhî bir terâküm, bir beşerî topluluğun devâmlılık arz eden, onu dîğer beşerî topluluklardan farklılaştıran, ona farklı hüviyetini kazandıran müşterek düşünüş, duyuş, davranış şekillerinin ve bunların maddî tezâhürlerinin mecmûudur. Aynı şekilde, medeniyet de, milletler arası vasıfta bir üst kültürdür, bir câmia kültürüdür. Dîğer tâbirle, pek çok kültür unsuru aralarında ortak olan milletlerin teşkîl ettiği câmianın kültürü medeniyet olarak isimlendirilir. Bu târif muvâcehesinde, Türk milleti, İsl̃âm Medeniyetine mensûbdur ve üstelik, onun üç büyük bânîsinden biridir. Öyleyse, Türk kültürü de, İsl̃âm Medeniyetinin veyâ umûmî İsl̃âm kültürünün bir cüz'ünden ibârettir ve bu hâl̃, aynen Arablar, Farslar, Kürdler, Boşnaklar, Arnavudlar, ilh... için de vâriddir. İlmî tesbît bu merkezdedir; bu târîhî realitenin ink̃ârını, bir cehâlet veyâ sûiniyet al̃âmeti olarak kabûl̃ etmek l̃âzımdır.

Bundan başka, kültürün –tâbir câizse- belkemiği, dil ve dîndir. Türk kültürünün esâsı da Târîhî Türkce ve İsl̃âm dînidir. Örf ve âdetlerimizden muhtelif san'at̃ eserlerimize kadar bütün kültür unsurlarımız bu iki esâs âmilin têsîri altında şekillenmiştir. Binâenaleyh Türk milleti Târîhî Türkceden ve İsl̃âm dîninden koparıldığı, üstelik yine İsl̃âmla şekillenmiş son bin senelik târîhinden ve kendisine âid bütün târihî değerlerden nefret ettirilip bunların yerine ona sonsuz bir Avrupa hayranlığı aşılandığı zaman artık ortada Türklük diye bir şey kalmamıştır; bu takdîrde Türklük kof, mânâsız bir kelimeden ibâret hâle gelmiştir.

Prof. Albert Memmi'nin Yahûdi kültürü hakkında ibret alınacak tesbîtleri

Bizim kültür, medeniyet, milliyet ve Türklük mefhûmlarının hak̆îk̆î mâhiyeti hakkındaki bu tesbît ve târiflerimiz, hâlen, ictimâiyatta en fazla revâc bulmuş nazarî yaklaşımlara muvâfıktır. Nitekim, Fransa'nın pek îtibârlı ictimâiyatçılarından Prof. Albert Memmi'nin –Dünyâ Yahûdi Kongresi Fransa Şûbesi'nin Pâris'de, 16-19 Mart 1969 târîhlerinde, "Yahûdilik ve İnk̆ilâb" mevzûlu ilmî müzâkere toplantısında (colloque)- verdiği aşağıdaki îzâhat da, aynı yaklaşımın Yahûdi milliyetine tatbîk̆i demekdir. Bu pek mühim metni, Fransızca aslıyle berâber takdîm ediyoruz:

"Kültürü, bir halkın, içinde bulunduğu şartlara karşı takındığı tavırların mecmûu olarak târif ediyorum. Bu tavırlar, sâdece kitablara veyâ vesîkalara geçmiş ve sözle ifâde edilen tavırlar değildir; el-kol, baş-göz hareketleri, an'ane ve âdetler de bu tavırlara dâhildir. Hâsılı, kültürle, bir topluluğun, yemek pişirme tarzından ul̃ûhiyetle olan münâsebetlerine kadar, içinde bulunduğu şartlara karşı takındığı tavırların hepsini kasdediyorum. (J'appele culture l'ensemble des reponses d'un peuple a sa condition. Ces reponses peuvent être, non seulement les reponses verbales consignees dans des livres ou des documents, mais l'ensemble des gestes, traditions et coutumes; depuis la maniere de faire la cuisine jusqu'aux relations avec la divinite. Bref, je dis bien toutes les reponses qu'un groupe donne a sa condition.) [...]

"Öyleyse bu çerçevede Yahûdilik ne demekdir Yine kendi târifime göre, Yahûdilik, Yahûdilerin ekseriyetinin kültür an'anesini teşkîl eden değerler, ak̆îdeler ve müesseselerin tamâmıdır. (Que devient alors le judaısme dans cette perspective Je vous donne encore ma propre definition; c'est l'ensemble des valeurs, doctrines et institutions, qui ont constitue la tradition culturelle de la majorite des Juifs. [...]

"Ben, daha evvel, Yahûdilik (yânî değerler, ak̆îdeler ve müesseseler mecmûu; judaısme), Yahûdi topluluğu (yânî Yahûdi ferdlerinin mecmûu; judaıcite) ve Yahûdi hüviyeti (yânî kendini bir taraftan Yahûdi topluluğuna, dîğer taraftan da Yahûdiliğe göre târif etme; judeite) şeklinde bir ayrıma gidilmesini teklîf etmiştim. (J'ai propose de distinguer entre le Judaısme -ou l'ensemble des valeurs, doctrines et institutions-, la judaıcite -ou l'ensemble des personnes juives- et la judeite -ou la maniere de se determiner par rapport a la judaıcite d'une part, au judaısme d'autre part-.)

Dünyâ Yahûdi Kongresi Fransa Şûbesi tarafından 16-19 Mart 1969'da, Pâris'de tertîb edilen "Yahûdilik ve İnk̆il̃âb (Judaısme et Revolution)" mevzûlu ilmî müzâkere toplantılarının zabıtlarını muhtevî kitabın (Paris: PUF, 1972, 360 p.) iç kapağı... Prof. Albert Memmi'nin bu kitabda münderic teblîğinin başlığı, "La Revolution a travers les sciences humaines: sociologie - İctimâiyât Örneğinden Hareketle Beşerî İlimler Noktainazarından İnk̆il̃âb"dır. Onun, umûmî olarak "kültür" ve husûsen "Yahûdi kültürü" hakkındaki îzâhatıyle berâber dikkatimizi çeken bir tesbîti de şudur: "Fransız veyâ Amerikan dilini kullanan pek çok ictimâiyâtçının ve rûhiyâtçıların ekserîsinin Yahûdi olması, ihmâl̃ edilecek bir vâkıa değildir. (Il n'est pas indifferent de noter que tant de sociologues de langue française ou americaine soient des Juifs, que la majorite des psychologues le soient egalement.)" (p. 46) Kezâ şu tesbîti (meâlen): "Hem rûhî, hem fikrî bir tavır olan Mesiyanizm, yânî daha iyi bir dünyâ bekleyişi, bir şekilde, bütün şu dünyâyı değiştirme doktrinlerini hazırlamış olabilir (Le messianisme, attitude a la fois psychologique et ideologique, attente d'un monde meilleur, peut, d'une certaine maniere, avoir prepare toutes ces doctrines de transformation du monde) fikrini, bir ictimâiyâtçı sıfatıyle, ihtiyâtla kabûl ediyorum. [...] Mesiyanizm doktrinine bağlı olan Mûsevîler de, ink̆il̃âbcılar da şu tesbîtten pek hoşlanmıyacaklardır: Bolşeviklik, Mûsevîliğin asrî bir çeşidinden başka bir şey değildir (le bolchevisme n'est qu'une variete moderne du judaısme)." (p. 47) Aynı toplantıda teblîğ sunanlardan Leon Askenazi'nin şu tesbîti dahi üzerinde dikkatle teemmül edilmiye şâyândır: "Benî İsrâilin istîdâdı, mesiyanik devir inşâ edilinciye kadar mütemâdî isyân hâlinde olmaktır. (La vocation d'Israel est d'être en perpetuel etat de revolte jusqu'a ce que l'ere messianique soit instauree.)" (p. 85)