Laiklik, Kemalizmin bir dayatmasıdır
Münci Kapani'nin ve mümâsili Fanatik Kemalistlerin, 1950'li senelerden beri, mütemâdiyen, "L̃aiklikden uzaklaşıldığına" dâir bu şik̃âyetleri, bir vâkıaya bir def'a daha dikkatimizi çekiyor:
L̃aiklik, halkın talebiyle kabûl̃ edilmiş bir umde değildir; başlangıcından îtibâren cumhûrî meşrûiyeti olmıyan, ik̆tidârı bir "İhtilâl Harbi"yle zaptedip totaliter bir rejim kuran Kemalizmin bir dayatmasıdır...
Hâl̃ böyle olmasa, siyâset erbâbı, neden "dîndâr görünme yarışı"na girmiş olsun, Muhammedî Ezân'ı tekrâr ikâme mecbûriyetinde kalsın, mekteblere, yasak savma kabîlinden de olsa, ihtiyârî Dîn Dersleri koysun ve bu derslerde (DP ik̆tidârı zamânında değil de, bilâhare, 12 Eyl̃ûl̃ Darbesini tâk̆îben ve el'ân) Kemalizmin Müslümanlığa mugâyir olmadığını isbâta çalışsın, Müslümanlığın ictimâî ve siyâsî hayâtta têsîrini hissettirmesine mâni olamasın
Zâten Münci Kapani'nin îzâhatıyle de, L̃aikliğin –İsl̃âm noktainazarından- Dînsizlik demek olduğu ve Vicdân Hürriyetine zıd bir telak̆k̆îyi temsîl ettiği âşik̃ârken, şuûrlu Müslümanlar, nîçin böyle bir umdeyi kabûl̃ ederek irtidâd etmiye râzı olsunlar
L̃aiklik siyâsetinin nihâî hedefi, Müslümanlığın bütünüyle zevâl̃ bulmasıdır
Münci Kapani'nin L̃aikliğe dâir îzâhatı, dîğer Kemalist müelliflerinkine muvâzî ve bu mefhûmun hak̆îk̆î mâhiyetine muvâfık olarak, Müslümanlığın ictimâî hayâtta tamâmen têsîrsiz kılınması, insanların –ferdî planda dahi- davranışlarını yönlendirmemesi, hülâsa, bir müddet sonra, yokluğa karışmasıdır:
"...Laikliğin bir ilkokul öğrencisi tarafından da verilebilecek basit bir tarifi var: Din ile devletin birbirinden ayrılması. Fakat bu tarif şüphesiz ki yeterli değil. Bunu biraz daha genişletecek olursak şöyle bir tanımlamaya varabiliriz: Devletin hukukî ve siyasî temel düzeninin din kurallarına dayanmaması, veya, başka bir deyişle, devletin dinî kaynaklardan gelen esaslara göre idare edilmemesi. Ancak, bazılarınca yeterli sayılan bu ikinci anlayışın da laikliği tam olarak kapsadığı ileri sürülemez. Zira, devletin siyasî kuruluşunda dinî organlara yer verilmediği ve devlet din kurallarına göre idare edilmediği halde şayet din toplum hayatını çeşitli yönleriyle etkileyen, kontrol eden bir sosyal kuvvet olarak kendini gösteriyorsa, gerçek anlamda bir laik düzenden bahsetmemize imkân yoktur. Şu halde, laiklik prensibinin tam anlamını onun sağlamak istediği gayede aramak gerekir: Laiklik, dinin, toplum hayatını ve sosyal davranışları kontrol eden bir etken olmaktan çıkarak ferdî vicdanlardaki tabiî yerini almasıdır.
"İşte, Atatürk'ün gerçekleştirmek istediği devrimci laiklik anlayışı da bu gayeye yönelmiş bulunuyordu."
(Babıalide Sabah, 20.11.1972, s. 1)
Kemalist Totaliter Rejimin -İlâhî Hükümle (Bakare Sûresi -2-: 191, 217) "katilden beter" bir İnsanlık cürmü olan-Vicdân Hürriyeti ihlâline("fitne" hâline) bir başka misâl̃: Kemalizm, "L̃aiklik" umdesiyle, Müslümanların ibâdetine ve ibâdethânelerine kadar müdâhale ediyor, Dîn-i Mübînimizi "Kemalist Müslümanlık" dal̃âletine âlet ediyor... 20 Kasım 1972 târihli Babıalide Sabah gazetesinin 1 ve 7. sayfalarında intişâr eden Türk Haber Ajansı mahrecli bu haberin başlangıcı şöyledir:
"Diyanet İşleri Başkanı Dr. Lütfi Doğan, 'Atatürk Haftası' dolayısıyla dün THA muhabirine bir demeç vermiş, 'Atatürk ve Atatürkçülüğün, bundan böyle din görevlileri tarafından bütün camilerde devamlı olarak vaaz ve hitabelerle halka anlatılacağını' bildirmiştir. Atatürk'ün İslâm dinine karşı büyük bir bağlılık ve saygı hissi taşıdığını belirten Dr. Doğan, ilh..."
Müslümanlar, Kur'ânî Rûhla düşünmeli ve kendi vicdânlarında karâr vermelidirler: Kimlere selâm verilir, kimlerin arkasında veyâ kimlerle aynı saflarda namaz kılınır, kimlerin cenâzesine iştirâk̃ edilir, kimler hayırla, rahmetle yâdedilir
***
Hiçbir cumhûrî meşrûiyeti olmıyan Kemalist dayatmaya nazaran, dîn, ictimâî hayâtı ve ferdin cem'iyet içindeki davranışlarını murâkabe eden, onlara têsîr eden bir âmil olmıyacakmış... Öyleyse "Dîn" (ki bize göre "Dîn", Dîn-i Mübînden, yâni Müslümanlıktan ibârettir ve Kemalistler de bu kelimeyle aynı şeyi kasdediyorlar) ne işe yarıyacak Vicdânlarda mahpus kalacak, dışarıya taşmıyacak, cem'iyet hayâtında tezâhür etmiyecek, ferdin davranışlarına istikâmet vermiyecek... Böyle bir îmân yaşıyabilir mi Bir müddet sonra zâil olup gideceği bedîhîdir. Hâl̃buki asırlık Münâfık kültürüyle yoğrulmuş, hak̆îk̆î ilim adamlığından fersah fersah uzak bu Akademisyene nazaran, vicdânlara kadar tahakküm etmek derecesinde zâlim bir ideol̃ojinin bu L̃aiklik telak̆k̆îsi ve siyâseti, "Vicdân Hürriyetine müdâhale" sayılmazmış, bilakis "gerçek inanc hürriyetini têmîn ediyor" imiş:
"Bu anlamıyla laisizm, şüphesiz ki gelenekçi ve gerici cephenin iddia ettiği gibi, din ve vicdan hürriyetine müdahale demek değildir. Tam aksine, vicdanları din adına yapılan baskılardan kurtarmak suretiyle gerçek inanç hürriyetini sağlayan bir anlayıştır."
Binâenaleyh bu müfsid Sabataî muhâkeme tarzına nazaran, vicdânları Müslümanlık îtikâdından kurtarmak, onlara hürriyet bahşetmek imiş! Nitekim (Sabataîlikle mezcolmuş) Farmason Locaları da, bu uğurda harıl harıl faâliyet gösteriyorlar...
Pekâl̃â, vicdânlar o vak̆it herhangi bir akîdeden hâlî mi kalacaklar
Elbetteki hayır! Çünki insanoğlu, mâhiyeti ne olursa olsun mutlakâ bir inancın mâlikidir; "inancsızlık", sâdece şu veyâ bu inanca nisbetledir. Öyleyse, en mukaddes, en vazgeçilmez İnsan Hakkı olan Vicdân Hürriyetini tanımıyan bu dal̃âlet, bu hadsiz zulüm ehli, Müslümanları da kendilerine benzetmek, dîğer tâbirle, vicdânlarda, Müslümanlık ak̆îdesi yerine Kemalizmi, yâni Materyalizm, Frenk mukallidliği ve Şahısperestliği ikâme etmek dâvâsı güdüyorlar...
Kapani, Müslümanlarla "nihâî bir çatışmadan" Kemalizmin gâlib çıkacağına inanıyor
Müslümanlar, bir asırdır, onların bu sapkın, bu bâtıl dâvâsına direniyorlar. En azından Dînlerinin rûhuna bihakkın nüfûz etmiş bütün şuûrlu Müslümanlar, bundan sonra da, onlara, ölümüne mukâvemet etmiye devâm edecekler. Zâten onlara mukâvemet etmemek, mânen ölmek demekdir. Hem de ebedî ölüm! Bilakis, mukâvemetin tevlîd edeceği ölüm, ancak dünyevî ölüm olacaktır... Şu muvakkat̃ dünyâda, muvakkat̃ hayâtta ölüm, l̃âkin ebedî dirilik!

30