Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (299)

Kemalist matbûât, 1948 sonlarında "Kıbrıs Dâvâsı" zuhûredinciye kadar "Yunancı" neşriyâtınadevâm etti

Kemalist matbûât, bu minvâl üzere, Oniki Ada, 10 Şubat 1947'de, PârisMuâhedesi'yle Yunanistan'a ilhâkedilinciye kadar bu minvâl üzere neşriyâtınadevâm etti ve Oniki Ada'da ENOSİS'in tahakkukunu memnûniyetle karşıladı... Matbûâtın bu çizgisi, ancak, Kıbrıslı Türklerin, 1948 sonlarından îtibârennümâyişler ve neşriyâtyoluyle seslerini yükseltip "Kıbrıs Dâvâsı"nı Anadolu efk̃ârıumûmiyesine mâl̃ etmeleriyle değişmiye başladı. Bu arada müteaddidfırkalı sisteme geçilmiş, Kemalist Totaliter Rejimin özü değişmese de, kısmî Fikir Hürriyeti meyvalarınıvermiye başlamıştı: Artık matbûâtın hiç olmazsa bir kesimi, kendini, "Millî Şef"insiyâsetine tıpatıp uyan neşriyâtyapmıyamecbûr hissetmiyordu... İşte ancak o zamândır ki Kıbrıs Dâvâsı lehinde neşriyâtamuvâzî olarak bir de "Oniki Ada Dâvâmız" bahis mevzûuedilmiye başlandı. Bu husûsu, aşağıda delîllendireceğiz. Şimdilik, Kemalist matbûâtın, 1930'lu senelerde, Oniki Ada mes'elesi hakkındaki "Yunancı" tavrına dâir son bir misâlarzediyoruz. Bu, 17 Mart 1937 târihliCumhuriyet'in birinci sayfasında başlayıp altıncı sayfasında devâm eden "İtalya, 12 adalardaki siyasetini değiştirdi... Adalar halkına ve bilhassa Rum ahaliye geniş haklar veriliyor..." başlıklı haberdir.

Haberde, "şimdiye kadar Onikiadayı idare eden Mario Lango'nun azledildiği ve yerine gelen Kont Vekki'nin adalarda Rum ahaliye karşı olan İtalyan siyasetini nasıl kökünden değiştirdiği" uzun uzun ve takdîrkâr bir üslûblaîzâh ediliyor... Bu cümleden olarak, Kont Vekki, bir evvelki idârezamânındairtik̃âb edilmiş suiistimâlleri meydana çıkarmıştır ve bunlarla mücâdele etmektedir... Kezâ, o, "Onikidanın iktisadî hayatında adaletin teessüsü için de birçok tedbirler almıştır"... Dahası:

"Adalarda ekseriyeti teşkil eden Rumlardır. Binaenaleyh bunların tahsil ve terbiyeleri, dinleri ve cemaat işleri İtalyan idaresi vesayeti altından çıkarılacak ve eski zamanlarda olduğu gibi serbest cemaat teşkilâtlarile idare edilmelerine müsaade edilecektir. Bu suretle Rumların cemaat teşkilâtlarının idare edecekleri mekteb, kilise işlerine İtalyan idaresi müdahaleden uzak kalacak ve kelâm serbestisi teessüs edecektir."

Haber, bu gelişmelerden Yunanistan'ın duyduğu memnûniyeteiştirâk hissiyle sona eriyor:

"Onikiada idaresinde husule gelen değişikliğin sebebi her ne olursa olsun bu değişiklik ada rumlarını ve bunlarla pek sıkı alâkalarını muhafaza ederek bütün ahvallerini takib etmekte bulunan Yunanlıları bir derceye kadar teselli ve teskin edecek gibi görünmektedir." (Cumhuriyet, 17.3.1937, ss. 1 ve 6)

Onlar Anadolu Milletine yabancı bir zümreydi

O zamân iş başındakilerin Anadolu Milletini temsîl etmedikleri ve ona yabancı unsurlar oldukları o kadar bellidir ki daha Yunan mezâliminin kurbanlarının âdetâ kanı kurumadan, Yunan Devlet Adamlarıyle sarmaş dolaş oldular ve Yunan Milletini Türk Milletinin "ebedî dost"uîlân ettiler! O "Yunanlılar", o "Rumlar" ki Rumeli veyâ Anadolu'da asırlarca himâyemiz altında yaşamışlar, zulüm görmemişler, dost zannedilmişlerdi, bir ânda canavar kesildiler ve çocuk, kadın, ihtiyâr, hasta, sakat dahi ayırt etmeksizin binlerce, on binlerce insanımızı kestiler, yaktılar, nicesini işkencelerle öldürdüler, milyonlarcasını vatanlarından sürdüler, Memleketimizi harâbeye çevirdiler! "Onlar", yânî şoven Yunanlılar! Ne yazık ki Yunan Milletinin ekseriyetini teşkîl eden kesim!

İki asırdır şoven Yunanlılar tarafından icrâ edilen Türk jenosidinin ilk halkası: 1821, Mora (Ahmed Cevdet Paşa'dan naklen)

1821'de Mora'da başladılar, 1974'teki Kıbrıs Harek̃âtına kadar bu minvâl̃ üzere devâm ettiler: Türk jenosidiyle Devlet kurdular, Türk jenosidiyle genişlediler ve Türk jenosidiyle Megaloİdea'ya ulaşmak için her dâim fırsat kolluyorlar!

Biz başımıza gelen hiçbir şeyden ibret almaz mıyız Bu kadar mı ferâsetmahrûmuyuz Öyle ya:

"Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi

Târihi 'tekerrür' diye târif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi" (Mehmed Âkif, Safahât'tan)

Hâlbuki, daha, Mora'da başlıyan ilk Türk jenosidinden ders almış olmalıydık! Yânî iki asırdır her fırsatta hortlıyan Türk jenosidinin ilk halkasından! Bu ferâseti gösterebilmiş olsaydık, bugün bambaşka bir Millet olurduk!

Pek dürüst ve hakîm bir târihçi olan Ahmed Cevdet Paşa (Rahmetullâhi aleyh) naklediyor (maâlesef dili bozularak Latin harflerine çevrilmiş metinden ik̆tibâs ediyoruz):

"Türk halkı, kalelere sığınmış, aylar sonra zahîre tükenmiş, yiyecek bir şey kalmamıştı"

"[1236 / 1821'de, Mora'daki Müslüman halk kalelere sığınmış, kaleler de âsî Yunanlılar ("Rum eşk̆iyâsı") tarafından kuşatılmışlardı.] Oysa Mora'daki kalelerin çoğu yiyecek sıkıntısından düşmana teslim edilmişlerdi. Ayrıca eyalet merkezi olan Tripoliçe de daha önce eşkıya eline geçmişti. Mora valisi Mehmet Paşa, kethüdası Mustafa bey, şaban 1236 [Mayıs 1821] yılı başlarında 300'den fazla askerle Tripoliçe'ye girdikten sonra eşkıya her taraftan şehri kuşatıp kuş uçurmaz oldular. Kuşatma üzerinden beş ay sonra Tripoliçe eşkıya eline geçmişti.

"Eskiden Mora valisi bulunan Sallabaş Ahmet Paşa şehrin etrafına surlar yapmıştı; burası Müslüman olana sığınak yeri idi. Ancak denizden uzak olduğu için buraya zahire getirilmesi çok zordu.

"Gerçekte halkı 5.000 kadardı. Başlarındaki kumandan Elmas ağa maiyetiyle 2.000 kadar Arnavut askeri de vardı. Başka çevre kasaba ve köy halkı da buraya sığınmıştı. Mehmet bey de epeyce askerle buraya geldiği için, epeyce kalabalık olmuş, 12 binden fazla eli silâh tutar adam vardı. Lâkin Mustafa bey ile Hurşit Paşa kethüdası Salih ağa arasında ortaya çıkan senlik – benlik askere ve halka da sıçrayınca Tripoliçe içinde büyük kargaşalık çıkmıştı.Bu bakımdan Mustafa bey ne tarafa hareket ettiyse başarısız döndüğünden askere üzüntü ve bezginlik gelmişti.

"Bunun üzerine Tripoliçe ileri gelenleri ve Mora eyaleti erkânından orada bulunan Badralı Mustafa bey ve Gördesli Kâmil bey ve başkaları toplantı yaptılar. Yaptıkları görüşmede gerek Hurşit Paşa haremlerini ve gerek başkaca kadın ve çocukları ortaya alarak Arnavut askeriyle memleketin delikanlıları sağda solda savaşarak deniz kıyısında bulunan ve Preveze'ye yakın olan olanBadra'ya yahut yine deniz kıyısında bulunan Tripoliçe'ye 12 saat mesafede bulunan Anaboli'ye götürmeye karar vermişlerdi. [Lâkin] Vali kaymakamı bulunan Salih ağa, 'Hurşit Paşa'dan yardım gelecek, şöyle olacak, böyle gidecek' diyerek bu kararın yerine getirilmesine engel olmuştu.