Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (289)

Ahmet Emin Yalman'ın Nâzım Hikmet'e yönelik af kampanyası gerçekten bir haksızlığa karşı duruş mu, yoksa komünist propaganda aracı olarak kullanılan gazeteciliğin bir örneği midir?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 1949-1950'de Ahmet Emin Yalman'ın Vatan gazetesinde yürüttüğü Nâzım Hikmet af kampanyasının esasen komünist propagandasından ibaret olduğunu iddia etmektedir. Bu kampanyayı, aynı dönemdeki 'İrticâ var!' ve 'Mustafa Kemâl'i Tabulaştırma Kanunu' kampanyalarıyla birlikte koordine edilmiş bir siyasi proje olarak sunmaktadır. Ancak gazetecinin Nâzım Hikmet'in hapiste yaşadığı koşulları belgeleyip toplumsal bilinci harekete geçirme çabası, gerçekten bir propaganda kampanyası mı, yoksa çoğulcu bir demokraside muhalif sesin meşru bir ifadesi midir?

Ahmet Emin Yalman, gazetesinin 19 Ağustos 1949 târihli nüshasında, "Fikret ve Nâzım Hikmet" başlıklı başmakâlesiyle Nâzım Hikmet'e af kampanyasını başlatıyor... Mensûb oldukları "Mütehakkim Zümre"nin desteğiyle iki sene içinde netîce alacaklardır...

***

"Şöyle cevap verdi:

'- Eğer Ruslar böyle bir hâdiseden kendi hesaplarına istifadeye kalkışmışlarsa bunda benim suçum ne Böyle bir şey istedim mi Gerek buna ve gerek ismimin bir mektebe takılmasına mâni olmak elimde mi Şiirlerimin tercüme edilmesini yasak etmek de kudretim dahilinde değildir. Vatanseverliğe gelince, falan ve filân vatandaş, Türk vatanına hislerile veya burada çiftliği, evi olması dolayısile bağlılık duyabilir. Benim bağlılığım daha derindir, çünkü ben bu memlekete dilile bağlıyım. Benim için hayatta bundan kuvvetli bir bağ tasavvur edilemez.'

'- Yanlış zehapları dağıtmak için vatanseverliğinizi herkese ilâna razı olur musunuz'

'- Bir erkek, erkek olduğunu isbata davet edilir mi Türk dilini terennüm eden, memleketi sevdiğini bütün varlığiyle isbat eden, onun uğruna her ıstırabı ve feragati göze alan bir insandan vatanperverliğini isbat etmesi nasıl istenir Türk vatanı nereden olursa olsun, bir tecavüze maruz kalırsa, buna karşı yalnız kalemiyle değil, bütün vücudile ve varlığıyle göğüs vereceklerin ilk safında daima ben bulunacağım.'

"Nâzım Hikmete karşı devam eden haksızlık ve alâkasızlık, tasavvura sığmaz bir şeydir. Kanunî bir cemiyet içinde böyle bir hale cevaz verilemez. Türk adliyesini bir vatandaş sıfatile vazifeye davet ediyorum. Büyük haksızlığın tâmiri, yalnız Türk kültür ve edebiyatına karşı değil, tarihimize karşı da bir zarurettir. Bilhassa ki işin içinde sarsılmış bir sıhhî vaziyet, tedricî bir ölüm tehlikesi de vardır. Kederden gözleri kör olmuş bir anne, desteksiz bir aile adâlet beklemektedir.

"Umumî efkârın da bu dâvayı kendine mal edeceğini ve yirmi milyon Türkün büyük bir Türk şairinin tamamile haksız yere hapis ve eza görmesinden ileri gelen ağır bir mesuliyet hissesini sırtında taşımağa razı olmıyacağını kuvvetle umuyoruz." (Ahmet Emin Yalman, "Fikret ve Nâzım Hikmet", Vatan, 19.8.1949, ss. 1 ve 3)

Yalman'ın Kızıl İhtilâl propagandacısı Nâzım Hikmet hakkındaki af kampanyası, netîce alınıncıya kadar devâm etti

Yalman, 19 Ağustos 1949 târihli Vatan'da yukarıdaki başmakâlesiyle Nâzım Hikmet lehinde af kampanyasını başlattıktan sonra, Mütehakkim Zümreyi arkasına alarak, emeline nâil oluncıya kadar onun lehinde propaganda yapmıya devâm etti. 1950 senesinde, Nazım Hikmet lehinde af kampanyasını, "İrticâ var! İrticâı ezelim!" kampanyasıyle berâber yürütüyor, ayrıca, Meclis'den 5816 Sayılı Mustafa Kemâl'i Tabulaştırma Kânûnu'nu çıkarttırmak için seferber olmuş bulunuyordu. (5816'nın 25 Temmuz 1951'de Meclis'de -millet vekîllerinin ekalliyetinin reyiyle- kabûl edilmesiyle bu gâyesine de ulaşacaktır...)

1950 senesinde devâm ettirdiği kampanyasına câlib-i dikkat bir misâl, Nazım Hikmet'in DP Hükûmeti tarafından çıkarılan Umûmî Af Kânûnu'na istinâden 15 Temmuz 1950'de tahliye edilmesinden birkaç ay evvel, 8 Nisan 1950 târihli Vatan'da yaptığı neşriyâttır.

Bu nüshanın birinci sayfasında, Nâzım Hikmet hakkında iki haber görülüyor. Birincisinde, dramatik bir üsl̃ûbla, Nâzım Hikmet'in, "uğradığı adlî haksızlığın" giderilmesi için açlık grevi yapacağından bahsediliyor; ikincisinde ise, Nâzım Hikmet'i bir kerre daha (hattâ aynı gün iki def'a) hapishânede ziyâret eden Yalman, onun hakkındaki "intibâlarını" anlatıyor ve mûtâd vechiyle, onu mazlûm gibi göstererek, merhamet istismârcılığı yaparak okurda, onun lehinde bir kanâat uyandırmıya çalışıyor...

"Açlık grevi"

Birinci haberde dikkat çeken bir husûs, Nâzım Hikmet henüz açlık grevine başlamamışken bunca yaygara koparılmasıdır:

"Dostlarının bütün ısrarına rağmen Nâzım Hikmet bugün açlık grevine başlıyor...

"Şair Nâzım Hikmet'in mütehassıslar tarafından muayenesi için bugün İstanbula getirileceği umuluyor...

"Nâzım Hikmet, hakkındaki hüküm kaldırılıncaya kadar greve devam edecek...

"Bursa 7 [Nisan 1950] (Telefonla) – Şair Nâzım Hikmet daha evvelce de bildirdiğim gibi 8 nisan günü açlık grevine başlıyacaktı. Bir çok dostları ve arkadaşları ve bu arada başmuharririmiz Ahmet Emin Yalman da öğleden evvel ve öğleden sonra iki defa hapishanede kendisini ziyaret ederek bu fikrinden caydırmağa ve bunun feci neticelerinden kendisini vikaye etmeğe çalıştıkları halde maalesef Nâzım Hikmet fikrinde şu âna kadar ısrar etmiştir ve yarın 8 nisan sabahı resmen açlık grevine başlıyacak ve kendi ifadesine göre, uğradığı haksızlık ve adaletsizlik düzelinciye kadar ağzına bir tek şey koymıyacaktır.