Mustafa Kemâl'in uydurma şecereleri ve hakîkî mensûbiyeti (284)

Yazar, Kemalist Türkiye'yi şekillendiren Sabatay Seması'nın gizli örgütlenmesi ve Avrupai eğitim ayrıcalığını suçluyor; peki tarihsel iddiaları kaynaklandırılmış araştırmalarla mı destekleniyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Cumhuriyet döneminin resmi ideolojisini belirleyenlerin Sabatay Seması üyelerinden oluştuğunu ve bunların düzenli örgütlenmesi ile yüksek seviye Avrupai eğitimle güç kazandıklarını iddia ediyor. Ahmet Emin Yalman örneğinden hareketle, bu kesimin eğitim imkanlarındaki ayrıcalığını Türk toplumunun gerisinde kalmasının temel nedeni olarak gösteriyor. Ancak yazarın tarihi yorumu, belgelenmiş ispatlardan çok ideolojik bir okumaya dayanıyor; bu önemli tarihi iddiaların akademik araştırmalarla desteklenip desteklenmediği açık mı?

»Siz o kimselersiniz ki onları seversiniz; hâl̃buki onlar sizi sevmezler. Siz Kitâbın tamâmına îmân edersiniz; onlarsa sizinle karşılaştıkları zamân 'îmân ettik' der, kendileriyle baş başa kaldıkları vak̆it de gayzla parmaklarını ısırırlar. De ki: '- Gayzınızla geberin!' Muhakkak ki Allâh sînelerde olanı bilir!

»Şâyed size bir iyilik dokunursa, onları tasaya düşürür; bir fenâlık gelirse, onunla sevinirler. Eğer sabreder ve takvâ ile davranırsanız, onların hîleleri size hiçbir sûretle zarâr veremez. Muhakkak ki Allâh, onların yaptıklarını kuşatmıştır.» (Âl-i İmrân -3-: 118-120)

Kur'ân-ı Kerîm'de doğrudan Münâfıklarla al̃âkalı onlarca Âyet ve Medîne'de nâzil olmuş on bir Âyetli bir "Münâfikûn Sûresi" -63- mevcûddur... Bu Sûrenin 4. Âyet-i Celîlesinde:

֍ «Onlar düşmandır! Onlardan sakın!» buyurulur... (Bolu, 25.7.2021; Kemalizmin "Târih Tezi" ve "Güneş-Dil Teorisi" Hurâfeleri, "İstitrâdî Bahisler", Yeni Söz, 14.2.2022/4)

Âl-i İmrân Sûresi'nin yukarıda zikrettiğimiz 120. Âyet-i Celîlesi de, Münâfıklardan sakınmak için elimizde bir pusula gibidir: Aklımızı iyi kullanır, sabırla araştırırsak onları ve hîlelerini teşhîs edebilir ve bununla berâber, kendimiz dâimâ uyanık olur, doğruluktan, ahlâkî değerlerimizden sapmaz, takvâ ile hareket edersek, onların tuzaklarından, fenâlıklarından kendimizi ve Milletimizi koruyabiliriz...

Her hâl-ü-k̃ârda, Münâfıklarla, Münâfıkça usûl̃lerle mücâdele edilemez! Münâfıklığın panzehri, ihl̃âstır, doğruluktur, takvâdır, hak̆îkatperverlikdir!

Bir de, Münâfıklık, bizi sâdece dış dünyâmızdan değil, içimizden de tehdîd ediyor. Kendimizdeki Münâfıklık al̃âmetlerini farketmemiz daha müşkildir; l̃âkin imk̃ânsız değildir. Şeytan, bizi saptırmak için, mütemâdiyen bize Münâfıkça düşünceler, hisler telk̆în eder; bir Müslüman ferâsetiyle kalbimizi dinlersek, şeytanın sesini tefrîk̆ edebilir ve derhâl̃ onların yerine hayırlı düşünce ve hisler ikâme ederek o sesi têsîrsiz bırakabiliriz. Ayrıca, sık sık Rabb'imizi zikretmek, eserleri üzerinde tefekkür ederek yaratılışımızın hikmetini, Yaradan'ımızın yüceliğini ve biz kullarına karşı sonsuz rahmetini idrâk̃ etmek, ölümü ve Âhireti hatırlamak, zihnimizi her fırsatta bu gibi asîl düşüncelerle meşgûl̃ etmek, günün bir kısmında kendimizle baş başa kalarak kendi içimizde derinleşmek, gönlümüzü O'nun sevgisiyle doldurmak, şeytana meydanı boş bırakmamak demekdir...

Rahmân, Rahîm Rabb'imiz ne güzel nasîhat ediyor, derdimizin devâsını da bildiriyor:

֍ «Bunlar, Îmân Edenlerdir! Kal̃bleri Zikrullâh ile mutmâin olur! Biliniz ki kal̃bler ancak Zikrullâh'la mutmâin olur! (Ellezîne âmenû vetatme-innü kul̃ûbühüm bizikrillâhi elâ bizikrillâhi tatme-innülkul̃ûb.)» (Râd Sûresi -13-: 43) ["Mutmâin olmak, kal̃ben tatmîn olmak": Sükûnete kavuşmak, huzûr bulmak, yatışmak, emîn olmak... "Zikrullâh": Yüce Hâlik̆'i, eserleriyle tefekkür etmek, O'nu haşyet ve sevgiyle anarak kalbinden O'na bir yol açmak, O'nu gönlünde hissetmek... Derûniyât...]

Sabataî seciyesini anlamak için dikkate şâyân bir misâl̃: Enis Tahsin Til'in, arkadaşı Yalman hakkındaki makâlesi

17 Temmuz 1957 târihi, Ahmet Emin Yalman'ın (Selânik, Sarı Hatîb Mah., 14.5.1888 – İstanbul, 19.12.1972, Feriköy Mez.) gazetecilik hayâtının 50. seneidevriyesi imiş. O gün, Vatan'daki meslekdaşları kendisine boyu kadar bir kurşun kalem hediye ettiler. Kalemin üzerinde: "Vatan ailesi Ahmet Emin Yalman'ın 50 ci gazetecilik yılını kutlar 17.7.957" yazıyordu. (Milliyet, 20.12.1972, s. 1'de, ölüm haberiyle berâber, kendisinin bu kalemle çekilmiş bir resmi bulunuyor.) Onun ellinci gazetecilik senesi, 17 Temmuz 1957 târihli gazetesinin birinci sayfasında manşet haberdi: Çerçeve içinde ve kendisinin şapkayle selâm verirken çekilmiş büyük bir resminin refâkatinde, "Ahmed Emin Yalman gazetecilik hayatının 50. yılını bugün doldurdu..." Bu çerçevenin hemen altında da Yalman'ın aynı mevzûdaki başmakâlesi... Aynı nüshanın dördüncü sayfası ise, bütünüyle bu habere tahsîs edilmişti: "Ahmet Emin Yalman'ın Gazetecilikte Elli Yılının Panoraması"... Bu sayfada, hayâtının muhtelif ânları resimlerle canlandırılmış, ayrıca, çocukluk arkadaşı Enis Tahsin Til'in (Selânik, Sarı Hatîb Mah., 1889 - İstanbul, 10.4.1964, Zincirlikuyu Mez.) "Dostum Ahmed Emin Yalman" başlıklı makâlesine yer verilmişti.

Enis Tahsin Til'in makâlesi, onun çocukluk ve gazetecilik hayâtı hakkında câlib-i dikkat mâl̃ûmât vermesiyle berâber, bilhâssa inanmadıkları dînî inancları nasıl rahatça kullandıklarına dâir de ibretâmîz bir misâldir: Til'in iddiâsına nazaran, Yalman, başına gelen birçok felâketi, "mübarek amcasının hayır duası" sâyesinde atlatmış! Yukarıda, bizzât Yalman'ın da, aynı inanc istismârıyle, Ocak 1959'da Dördüncü'nün Tan Matbaası'nın yanmasını (ki o yangında 38 kişi can vermişti!) Sertel'ler ile Dördüncü'nün kendisine haksızlık yapmalarına karşılık bir ilâhî cezâ olarak yorumladığını görmüştük: "Haklarımın üzerine oturmaktan hiç hayır görmediler..."

Sabataîleri, Memleketin hâkim kuvveti hâline getiren başlıca âmiller: Teşkîlâtlı tesânüd ve asrî tahsîle verdikleri ehemmiyet

Til'in makâlesi, Sabataî Cemâatinin Memlekette büyük ağırlık kazanmasının başlıca birkaç sebebinden birinin, onların, asrî, yânî Avrupaî seviyede tahsîle verdikleri ehemmiyet olduğunu göstermesi bakımından dahi dikkate şâyândır. Kendi Hâtırât'ına ve başka birkaç kaynağa nazaran, Yalman'ın tahsîl hayâtının şöyle bir seyir tâkîb ettiği görülüyor:

İlk tahsîlini, Sabataî Cemâatine münhasır Feyziye Mektebi'nin ilk kısmı olan Feyz-i Sübyân'da yapıyor:

"O zaman [Selânik'de] Hükûmet konağı ile Kapalı Çarşı arasındaki Sabri Paşa caddesinde bulunan, sonradan Feyziye adını alan ve şimdi 'Işık Lisesi' adile İstanbul'da varlığı devam eden okulda üç yıl kaldım." (Yalman, Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, 1970: I/17)

Feyz-i Sübyân'dan sonra Selânik Askerî Rüşdiyesi'ne devâm ediyor. (Aynen Mustafa Kemâl gibi...)

Dört senelik tahsîli müteâk̆iben bu mektebden mêzûn olunca, evvelâ Selânik Alman Mektebi'nde iki sene okuyor, arkasından, 1903'te, âilesiyle berâber, İstanbul'a, "Deniz Yollarına bakan İdare-i Mahsusa'da dolgunca maaşlı bir vazifeye geçen" (Yalman 1970: I/35) babasının yanına gidiyor ve Beyoğlu Alman Mektebi'ne naklen kaydolarak Temmuz 1907'de buradan da mêzûn oluyor. (Yalman 1970: I/24-27, 33, 37, 51)