Toplumsal zayıflıklarımızdan biri de anlaşmadan çok anlaşmazlığı, barıştan çok kavgayı, dayanışmadan çok karşıtlığı yeğlememizdir. Uygarlık gereklerinden karşılıklı sevgi, saygı, güven nerdeyse unutulmuş, ortadan kalkmış gibidir. Yaşlının, hastanın, engellinin, çocuklunun, kadınların yaraşır oldukları anlayış ve davranıştan uzak kalmaktayız. Özür dilemek büsbütün bırakılmıştır.
İnsan yaşamı olumlu, olumsuz çizgilerle sürer. Us (akıl) gücü ve bilgi temelindeki bilinç (şuur) yaşamı çekilir ve değerli kılan iki temeldir, kaynaktır, dayanaktır. Yaradılıştan kaynaklanan güdüler, eğitimle etkilenir. Önleyemediğimiz eğilimler kimi zaman yaptırımlarla karşılanan olumsuz eylemler olarak duruşumuzu, durumumuzu gölgeler. Özeleştiriyle toplum karşısına çıkmak, saygınlık yönünden büyük önem taşır. Kendimizi sorgulayıp yargılayarak yanlışlardan ve yanılgılardan dönmek erdem, direnmekse ağır kusurdur.
Yalnız kendimizi değil, yakınlarımızı, çevremizi, özellikle yönetimleri-yöneticileri, düşünsel bağlamda, kendi kavrama ve algılama gücümüzle (zihnimizle) sorgulayarak değerlendirmemiz, onlara karşı tutumumuzu belirlemek için yararlı bir yöntemdir
Kimi konularda görüş açıklamak için o alanların uzmanı olmak gerekmez. İnsan ve yurttaş olarak ilgi alanımızın olabildiğine değişik olması çağdaşlığın gereğidir. Ülkemizi, bölgemizi, dünyamızı etkileyen durumlar, hepimizin duyarlılıkla izlemesi gereken sorunlar, düşüncemizi ağırlaştıran nedenler olarak benimsenmedikçe çözümleri giderek güçleşir. Olayları izlemek, etken olan kişi ve kurumların tutumlarım değerlendirmek, olanakları karşılaştırmak, kuraldan insana uzanan görüşmede ve düzenlemede tüm araç sayılacakları gözetmek, bilinçli bir yaklaşımı zorunlu kılar.

3