Tarihyazımında iktidar, ezber ve hakikat arasında ezberlerimiz fazla asimetrik be Nuray Mert

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren Takrir-i Sükunuyla, Tevhid-i Tedrdisat ve Matbuat kanunuyla, bir siyasi parti genel başkanının başka siyasiler hakkındaki iddiaları ve ithamlarını ihtiva eden parti kongre konuşmasından ibaret Nutuk'un neredeyse tek tarih kaynağı olarak tedris edilmesiyle oluşturulmuş olan bir resmi tarih anlayışına karşı yıllarca hiç kimse sesini bile çıkaramadı. Sesini çıkaranların başına neler geldiğine dair yüklü bir arşivimiz var ama. Mitolojik inançlar gibi örgün eğitimde çocuklara ezberletilen bu inançların aslında zamanla nasıl bir zihin yapısı oluşturduğu üzerinde hiç durulmamıştır. Teolojik olarak bir Eşari inancının kader yaklaşımının ne tür bir persona üretebileceği hususunda tonlarca eleştirel çalışma yapılmış, Müslüman alimler, entelektüeller bunlara cevap yetiştirmeye çalışmışlardır. Vaka, belli inançlar, tarih anlayışları, mitolojik anlayışlar ile toplumsal kişilikler arasında kaçınılmaz bir ilişki oluyor. İnsanın itikadı, inancı onun ahlakını da yeryüzünde iş tutma tarzını da belirliyor. Tamamen çarpıtılmış, belli şekillerde anlaşılması zorunlu tutulmuş, alternatif bir anlatının bütün yolları tıkanmış bir tarih anlatısı bir ezberin çok ötesinde bir şey olarak bir kişilik yapısı, bir ahlaki kod, bir zihniyet ve davranış dünyası da oluşturuyor.

Nuray Mert sağolsun, bu konularla biraz yüzleşmeye vesile olacak bir tartışma başlattı. Son yazımıza Medyascope'ta verdiği cevabi yazıda ortaya koyduğumuz şeyin sadece biraz tarihi özgürleştirme çabası düzeyinde kaldığını, endişe edecek birileri varsa resmi tarihin hala yerli yerinde durduğunu söylediğim halde, daha başlıktan tekrar beni "yeni resmi tarihin temsilcisi" gibi sunmuş. Canı sağolsun.

Ama yaptığımız nihayetinde sadece hepimizi hala günübirlik yaralamakta olan, beynimizi felç eden zoraki resmi tarih dayatmasına bir itirazdan fazlası değil. Bu kadarını da mı yapmayalım Bu kadarını yaptığımızda buna ilk itiraz edecek olan Nuray Mert mi olmalıydı Hem de "Bir ezbere başka bir ezberle cevap vermek…" diyerek.

Öncelikle Nuray Mert'in ezbere karşı bu antipatisi için bir iki şey söylemek isterim. Bir insanın doğru bildiğini tekrarlaması ezberse, bu ezberin neresi kötü Sırf ezber görülmesin diye inandığımız bir şeyde ısrar etmeyelim mi Sedat etmeyelim mi doğru bildiklerimizde, elaleme ezberci görünmeyelim diye Bu denklemde ezberi olmayan insan nasıl bir insandır inanın anlayamadım.

Ezber, nihayetinde sorgulanmadan kabul edilmiş bir doğmaya dönüşmüşse, delili, temeli yoksa kötü bir şeydir elbette. Ama doğrulanmış, delillendirilmiş, gerekçelendirilmiş bazı gerçeklerin tekrarlanması da bir ezber görüntüsü veriyorsa bunun neresi kötü

Burada kastedilen şey Resmi tarihe karşı çıkanların da aynı şekilde tarihi çarpıttıkları ise ben kendi adıma konuşurum. Delilsiz konuşup da ortaya attığım bir tarihi iddia yok. Hatta daha ileri gidip resmi tarihi sorgulayan genel muhafazakâr tarihyazımlarının da tarihyazımı konusunda çok daha bilimsel ve cesur olduğunu söyleyebilirim. Karşılarındaki resmi tarih aynı zamanda kullandığı hegemonik araçlar dolayısıyla o kadar baskın ve o kadar "sorgulamadan ezberletici" ki, söylediklerini hemen "deli saçması" olarak mahkûm edebiliyor.

Şimdiye kadar resmi tarih dışında bir şeyler söyleyip de hemen söyledikleri hegemon söylem tarafından itibarsızlaştırılmamış kimseyi görmedim. Bu itibarsızlaştırma ise bu muhalif söylemlerin zaafından değil, hala resmi söylemin ne kadar baskın ve despot olmasından kaynaklanıyor. Aynı şey Nuray Mert'in başına defalarca geldi üstelik, kendisinin de hatırlattığı gibi. Kaç linç yedi, kaç defa itibar suikastine uğradı bir iki resmi tarih bilgisini veya "ezberini" kurcaladı diye… Yani bir ezbere karşı başka bir ezber boyutunda hiç değiliz. Hala resmi söyleme karşı ortaya konulan eleştirel söylem belki hakikat gücüne dayalı bir hegemonya oluşturuyordur ama resmiyet noktasında son derece asimetrik bir düzeyden sesleniyor.

Tarihyazımının siyasetten bağımsız olmadığı ve objektif olamayacağı yönündeki Nuray Mert'in uyarısını ben de tekrarlıyorum bir ezber olarak. Hem Türk Dininin Sosyolojik İmkanı (1999, 2021) hem de Tarihbozumu (2010, 2025) isimli kitaplarımda tarihyazımının bugünün tartışmalarından, siyasetinden ve tarihçinin siyasi ve ideolojik değer yargılarından, tercihlerinden bağımsız olamayacağına dair yöntemsel önerileri de olan sosyolojik analizler yapmıştım. Tarih o yüzden herbirimizin bugünkü duruşumuzu geçmişe dayanarak gerekçelendiren bir anlatıya dönüşüyor. Ama tarihyazımında yine de dürüstlük mümkündür, diyaloga elbette kapalı, herkesin başkasına kendi anlatısını salladığı bir alan değildir.

Mert, benim yeni resmi tarih dayatmasına ilişkin bir uygulama yok deyişime karşı, "Bu ülkeyi ayyaşlar yönetiyordu" ifadesinin en yüksek makam tarafından kullanıldığını hatırlatıyor. Sormadan edemeyeceğim ki bu söz kimin tarafından söylenmiş olursa olsun, hangi ara bir resmi tarihe dönüşmüş oluyor Ayrıca Mustafa Kemal'in sofrasıyla ilgili bütün tarihi veriler bugün eskisine nazaran biraz daha fazla ortada, bütün detaylarıyla biliniyor. Yıllarca bugün bütün detayları bilinen bu yaşam tarzının üzerinde bile nasıl bir sansür olduğunu da biz hatırlatalım mı Nedendi, nasıldı Böyle bir sansür uygulanarak nasıl bir koruma sağlanıyordu Bugün bunları hiç kimseyi karalama edebiyatına başvurmadan da konuşmanın ortaya çıkaracağı gerçeklerden neden çekiniliyordu Mevzu açılınca kimin neyi ne kadar konuşacağına da kimse sınır koyamaz ki.