Suriye'de Esed'in bu kadar uzun yıllar iktidarda kalabilmesi için sosyolojik bir zemini ve dayanağı yoktu. Onu ayakta tutan zorbalık ve bazı uluslararası müttefikleriydi. 2011 yılında neredeyse bütün Suriye halkı kademeli olarak ona karşı ayaklandığında Esed rejiminin günlerinin sayılı olduğu görünüyordu. Ancak uluslararası müttefikleri katliamları, soykırımı da göze alarak ona yardıma koştuğunda işin rengi değişmiş ve inşa edici sosyolojik zemin yerine yıkıcı ve yok edici bir iktidarla ayakta kalmaya devam etti.
Uluslararası güçler ve müttefiklerinin kendi işleriyle meşgul oldukları ilk anda ise halkın karşısında direnebileceği hiçbir dayanağı kalmamıştı. Rusya'nın Ukrayna'da, İran, Hizbullah ve İsrail'in Gazze'de, ABD'nin de kendi seçim aralığında kendi öncelikleriyle meşgul olduğu bir anda Suriye rejiminin çökmesi ve yerine gerçek anlamda halkına dayalı yeni bir iktidarın geçmesi sadece 11 gün aldı. Sonrası oluşan yeni rejimin konsolidasyonuyla geçti.
Şimdi Halep'in doğu mahalleleri ile Fırat'ın doğusuna yine ABD'den aldığı silahlar ve İsrail'den aldığı destekle yıllardır sosyolojiye aykırı, akan nehre ters istikamette bir kontrol kurmuş olan SDG'ye karşı akıntı da çok sertleşmiş, sosyoloji de iyice özgürleşmiş durumdayken daha fazla dayanması mümkün olamazdı. SDG'nin halkının çoğunun Arap olduğu bir coğrafyayı, bu halka rağmen ve şimdi artık Suriye merkezi hükümetine rağmen idare edecek hiçbir sebebi ve sosyolojik zemini kalmamıştı. O yüzden bu bölgelerde Suriye hükümetinin kontrolü sağlaması 10 günden fazla bir zaman almadı.
Aslında 10 günden az bir zamanda da gerçekleşebilirdi bu süreç ancak her adımda Suriye ordusu SDG'ye bir kez daha düşünme fırsatı vererek ilerledi. SDG içindeki Arapların ve hatta bazı Kürtlerin Hükümet safına hızla geçmesiyle birlikte zaten şimdiye kadar şehir efsanesine dönüştürülmüş olan yüz binlik ordu da ham hayal oldu gitti.
ŞARA'NIN STRATEJİK AKLI VE LİDERLİĞİ
Esasen bu zemin daha Suriye devriminin yaşandığı ilk gün itibariyle yok olmuştu. Ancak arada geçen bir yıl hem kendisinin hem de bütün uluslararası toplumun bu gerçeği bütün netliğiyle görebilmesi için iyi bir fırsat sağlamış oldu. Sürecin yönetiminde Ahmet Şara'nın sabırlı, vakur ve akıllı yaklaşımı, süreci yönetme konusundaki liderliği bariz bir biçimde temayüz etmiş oldu. Acele etmeyen, telaşa kapılmayan ve gürültü çıkarmayan yaklaşımıyla zamanı en iyi silah olarak kullandı. Şara'nın danışmanı Ahmet Muvaffak Zeydan'ın dediği gibi "Mazlum Abdi ile görüştüğünde, SDG'nin bir yıl içinde orduya entegre edilmesini öngören bir anlaşma imzaladı. Oysa Şara, SDG'nin entegre olmayacağını çok iyi biliyordu. Çünkü SDG, Suriye topraklarının dörtte birini; petrolü, nehirleri, barajları ve tarım alanlarını kontrol ediyordu. Ancak bu anlaşma bir hedef değil, zaman kazanma hamlesiydi: gerçek bir ordu inşa etmek için.
Karar anı yaklaştığında Şara, cephe mantığıyla değil, devlet aklıyla hareket etti. Güney cephesini kapatmak için geçici bir güvenlik anlaşmasıyla İsrail'i dengeledi. Aynı anda sahil bölgesinde kalıntı unsurlara karşı operasyon başlatarak cephelerin çoğalmasını önledi. Lübnan'ı, paylaşılan istihbarat bilgileriyle harekete geçmeye zorladı. Aşiretlerle koordinasyon sağlayarak SDG'yi kendi bulunduğu yerde vuracak zemini hazırladı.
Ardından uygun uluslararası an geldi. ABD, Çin'le yaşadığı büyük rekabetin içine gömülmüştü ve Suriye'nin birliği artık daha geniş jeopolitik hesapların parçasıydı. Şara bu anı ustalıkla değerlendirdi. Türkiye–Suudi Arabistan baskısıyla Washington etkisizleştirildi; Amerikan şirketlerine cazip gelecek ekonomik vaatlerle Suriye petrolü yeniden gündeme sokuldu. Zira Trump sloganların değil, anlaşmaların adamıdır.
İçeride ise SDG'nin gerçek dayanak noktası hedef alındı. SDG, kendi başına ayakta duran bir güç değil; bir Amerikan kartıdır. Sahadaki gerçek omurgasını ise doğudaki Arap aşiretleri oluşturmaktadır. Zorunlu askerlik, kadın ve çocukların silah altına alınması gibi uygulamalarla iç çelişkiler derinleşirken, Şara müdahale etmedi. Ateşin kendi kendini yakmasına izin verdi. Böylece SDG bir "özgürlük gücü" değil, bir işgal gücü olarak teşhir oldu; Suriye ordusunun girişi bir "tehdit" olmaktan çıkıp "halk talebine" dönüştü."
Günün sonunda aslında çok zor görünen bir süreç tıpkı 8 Aralık'ta tamamlanan Suriye Devrimi gibi bütün taraflar için en az zarar, en az kan dökülerek tamamlanmış oldu.
Bugün gelinen durumda Şara SDG'ye karşı kazanılan bu zaferi asla Kürtlere karşı kazanılmış bir zafer olarak görmedi. Üstelik SDG'ye karşı bile son can alıcı darbeyi vurabileceği anda ona tekrar şans tanıdı. Son durumda Mazlum Abdi şartlara uyduğu taktirde onu yine tanıyan ve kendi sınırlarında ona varlık alanı açan bir anlaşmaya sadık kalacağını tekrarladı.
ŞARA'NIN DERDİ TEK DEVLET, TEK ORDU, TEK SURİYE
Şara'nın bu başarıyı özellikle Kürtlere karşı bir başarı olarak görmediğini ve Kürtleri hiçbir şekilde bundan dolayı rencide etmemeye azami dikkat sarfettiğine dikkat çekmek gerek. Bu da onun süreci yönetirken tabi olduğu İslami bakış açısına ne kadar sadakatle bağlı olduğunu gösteriyor. O Kürtlerle Araplar arasında, Araplarla Türkler arasında en ufak bir ayırım kabul etmeyen bir İslami anlayışa ait. Asla Arapçı denilemeyecek biridir.

15