Bugün tam da o atmosfere dair başka iki önemli kaynaktan iki önemli anlatımı aktaralım.
FALİH RIFKI ATAY, -ki Cumhuriyet döneminin ve Çankaya'nın resmi tarihçisidir.- "Atatürkçülük Nedir" Başlıklı önemli bir kitabı vardır. Bu kitabının daha girişinde Mustafa Kemal'in Misak-ı Milli düşüncesinin Mütareke'den sonra değil, belki bundan çok önce 1906-8 yıllarında şekillenmiş olduğundan bahseder.Atay bunu tabii ki Mustafa Kemal'in müthiş ileri görüşlülüğünün bir örneği olarak aktarır. Oysa belki doğru soru tam da bu "ulusal sınırlara çekilmiş" milletin oluşumuna yapılmış olan katkıdır. Türkiye'nin geleceğine dair öngörü mü, Türkiye'nin kaderine dair yapılmış bir planda ulaşılmış bir başarı mıdır Tabii bu başarı nasıl bir başarıdır Ayrı ve hayati bir sorudur bu.
O dönemin tartışma ortamları hakkında önemli bir tasvir kabilinden şöyle yazıyor Falih Rıfkı Atay:"Hepsinden ayrı ayrı dinlemiş olduklarımıza göre Atatürk ilk gençliğinden beri Türkiye Türklüğünün kurtuluşu kaygısına saplanmıştır. Nerede kiminle buluşsa, içki sofrası veya eğlence âlemi de olsa, tek konuşma konusu "Nasıl kurtuluruz" davası idi. Cebesoy'dan dinlemiştim. Bir akşam Fethi Okyar, Mustafa Kemal ve o Selanik'te bir gazinoya gitmişler. O sırada Yunanistan'da Venizelos, Girit için dağa çıkmıştır. Bir hürriyet kahramanı da İran dağlarında isyan bayrağını açmıştır.
Sofrada biri:
–"Neden biz onlar gibi kahraman yetiştiremiyoruz" der.
Mustafa Kemal bu konuyu bırakmaz. Hep onun üzerindedir. Fethi'nin içi sıkıldığından yer değiştirmek ister, başka bir eğlence yerine giderler. Mustafa Kemal'in çevresini gördüğü yok. Konusu gene o. Fethi bu defa Mustafa Kemal'i kadınlı bir yere götürür ve kendisi bir beğendiği ile eğlenceye daldığı sırada, Mustafa Kemal, Cebesoy'la, efendim Venizelos, efendim bilmem ne Han, aynı konu üzerinde! Sabah olmuştur Fethi evine gitmiştir. Mustafa Kemal de arkadaşını kendi evine götürür. Anası o gelmeden ve kahvaltısını vermeden uyumaz. İki arkadaşın da uyumaya vakitleri yok. Tıraş olup görevleri başına gidecekler. Cebesoy anasına şikâyet eder:
–"Oğlun bir bahis tutturdu, bir türlü bırakmaz. Fethi canım biraz da eğlenelim, diye kalkmak istedi…"
–"Akıllıdır Fethi."
–"Gittik, oğlun gene o bahiste. Fethi bizi oradan da çıkararak…"
–"Akıllıdır Fethi…"
Atatürk'ün bütün arkadaş toplantıları, son günlerine kadar, hep böyle geçmiştir. Bunlar ara sıra eğlentilerle aralanan ciddi tartışma toplantıları idi.
Geçmişin hikâyelerinden anlıyoruz ki Atatürk, Osmanlı emperyalisti değildi. 1908 meşrutiyetçilerinin Paris'teki yayınlarında ise istibdat rejimi yıkılır yıkılmaz kaybettiğimiz eski topraklara kavuşacağımız vadolunmakta idi. Atatürk ilk subaylığından beri pek iyi bir askerdi.Kuvvet hesaplarına dayanan bir realistti. Bir akşam gene Selanik gazinolarından birinde şu konu ortaya atılmıştı:
–"Hepimiz Sultan Hamid istibdadının yıkılmasını istiyoruz. Ama hiçbirimiz o yıkılıp da iktidar bize kalırsa ne yapacağımızı söylemiyoruz."
Herkes sıra ile kendi fikirlerini ortaya attı. Mustafa Kemal'e sıra gelince, O:
–"Rumeli'de ve küçük Asya'da bizden olmayan toprakları içine almayan bir sınır çizerim.Bu sınır içindeki memleket ve milletimizi kurtarmaya bakarım."
Cebesoy gibi güçlü kuvvetli arkadaşları olmasa sofradakilerin saldırışlarına bile uğrayacaktı. Bosna‐Hersek ve Girit'i bırakmak ha! Suriye, Filistin ve Hicaz'ı bırakmak ha…
1908 meşrutiyetçilerine göre Bosna‐Hersek'i Avusturya‐Macaristan'dan, Mısır'ı İngiltere'den geri alacaktık. O geceki Mustafa Kemal, 10 yıl sonraki Milli Misak Mustafa Kemal'i idi."

6