DAKKA
Yaklaşık bir yıl aradan sonra Bangladeş'e yeniden geldim. Bir yıl önce Temmuz Devrimi'nin yıldönümü münasebetiyle bulunmuş, devrimin heyecanını, gençlerin coşkusunu, toplumun yeniden nefes alışını ve uzun yıllar boyunca bastırılmış bir halkın özgürlükle ilk karşılaşmasının oluşturduğu psikolojik atmosferi gözlemleme fırsatı bulmuştum. Açıkçası bu yıl geldiğimde geçen yıl fazla dikkatimi çekmemiş olan yağmurların Bangladeş'teki Devrim sürecini çağrıştıran yanlarından bir metafor çıkarmaktan kendimi alamadım.
Gerçekten Dakka'ya gelen insanları ilk karşılayan şey çoğu kez insan kalabalıkları değil, yağmur oluyor. Özellikle temmuz ayı üç aylık Muson yağmurlarının en yoğun yağdığı aydır.
Burada yağmur sadece bir hava olayı değildir. Hayatın ritmini belirleyen başlı başına bir aktördür. Mevsimler burada takvim yapraklarından değil, gökyüzünün renginden ve yağmurun şiddetinden anlaşılır. Sabah kavurucu bir sıcaklıkla başlayan bir gün, öğleden sonra birdenbire çöken kara bulutlarla bambaşka bir çehreye bürünebilir. Birkaç dakika öncesine kadar güneşin altında bunalan insanlar, aniden bastıran muson yağmurlarının altında sığınacak bir yer aramaya başlar.
Bu gelişimde de öyle oldu. Gökyüzü uzun süre hiçbir işaret vermeden bekledi. Sonra bir anda ufuk karardı. Dakikalar içinde yağmur öyle bir boşandı ki, şehrin bazı caddeleri ve ara sokakları küçük göletlere dönüştü. Rikşalar suyun içinde ilerlemeye çalışıyor, dükkân sahipleri mallarını korumak için telaşla önlem alıyor, insanlar ise bütün bu manzarayı sanki hayatın olağan akışıymış gibi karşılıyordu.
İlk bakışta bu yağmurlar insana bir düzensizlik hissi veriyor. Fakat biraz dikkatle bakınca Bangladeş toplumunun da bu yağmurlar gibi bir karakter taşıdığını düşünmeden edemiyorsunuz. Dışarıdan bakıldığında karmaşık, dağınık ve kontrol edilmesi zor görünen bu hayatın içinde kendine özgü bir düzen, kendine özgü bir dayanıklılık ve dirayet var.
Belki de bu yüzden Bangladeş'i anlamak için önce yağmurunu anlamak gerekiyor.
Çünkü bu ülke, tıpkı aniden bastıran muson yağmurları gibi, dışarıdan bakanların beklemediği sürprizler yapabiliyor.
Nitekim iki yıl önce bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşen Temmuz Devrimi de biraz böyle olmadı mı Oryantalist ezberlerin sessiz, kaderine razı ve edilgen bir Doğu toplumu olarak görmek istediği Bangladeş halkı, bir anda ayağa kalkarak on altı yıllık bir diktatörlüğe son verdi. O günlerde sokakları dolduran gençlerin cesareti nasıl birçok kişiyi şaşırttıysa, bugün devrimden iki yıl sonra karşılaştığımız manzara da Bangladeş'in geleceğine dair yeni sorular ve yeni umutlar doğuruyor.
TEMMUZ DEVRİMİ'NİN VAADİ VE GERÇEKLİĞİ
Bu kez geliş sebebim Ummah Foundation tarafından çıkarılan Ümmet Dergisi ve internet platformunun açılışına katılmak oldu. Ancak insan bir ülkeye ikinci veya üçüncü kez geldiğinde artık sadece gördüklerine değil, değişenlere de bakıyor. İlk gelişinizde dikkat çeken şeyler manzaradır; sonraki gelişinizde ise değişimin yönü.
Bangladeş bugün artık devrim yapmış bir ülke olmanın ötesinde, devrim sonrasını yaşamaya çalışan bir ülke. Asıl sınav da burada başlıyor. Çünkü bir diktatörlüğü devirmek, özgür bir düzen kurmaktan çok daha kolaydır.
Arap Baharı tecrübeleri bize bunun nasıl daha ağır bir mesele olduğunu fazlasıyla öğretti. Tunus'ta, Mısır'da, Libya'da ve Yemen'de halklar devrim yaptı ama devrimden sonra ortaya çıkan boşlukları eski rejim kalıntıları, dış müdahaleler veya yeni güç mücadeleleri doldurdu.
Bangladeş'te bugün herkes bu tehlikenin farkında görünüyor.
Belki de bu yüzden burada devrim hâlâ bir hatıra değil, yaşayan bir bilinç olarak varlığını sürdürüyor.
KORKU REJİMİNDEN ÇIKIŞ
Şeyh Hasina'nın yaklaşık on altı yıl boyunca kurduğu sistem yalnızca bir siyasi iktidar değildi. Devletin bütün kurumlarını kuşatan bir korku düzeniydi.
Muhalefetin bastırılması, gazetecilerin susturulması, seçimlerin anlamsızlaştırılması, yargının siyasallaşması, keyfî gözaltılar ve yaygın yolsuzluklar uzun yıllar boyunca Bangladeş halkının günlük hayatının parçası haline gelmişti. Bugün Dakka sokaklarında dolaşırken, insanlarla sohbet ederken ilk dikkat çeken husus insanların artık daha rahat konuşuyor olmalarıdır.
Bu durum istatistik rakamlarla ölçülebilecek bir şey değil. Ama toplumsal dönüşümlerin en önemli göstergelerinden biridir. İnsanların siyaset konuşmaktan korkmaması, hükümeti eleştirebilmesi, farklı görüşlerin kamusal alanda görünür hale gelmesi, demokratikleşmenin ilk ve en önemli kazanımıdır.
Birçok gençle sohbet ettim. İki yıl önceki devrimin kahramanları olan bu gençler bugün hâlâ siyasetin içindeler. Ancak artık slogan atmaktan çok kurumların nasıl kurulacağını tartışıyorlar. Bir anayasa nasıl hazırlanmalı Yargı nasıl bağımsız hale getirilmeli Bir daha hiçbir liderin mutlak güç elde etmesini engelleyecek mekanizmalar nasıl kurulmalı
Geçen senekinden bu yana durum biraz daha netleşmiş olsa da bu sorular iki senedir Bangladeş'in günlük siyasi gündeminin parçası. Bu durum devrimin olgunlaşmaya başladığını gösteriyor.
SEÇİM SONRASI YENİ DÖNEM
Temmuz Devrimi sonrasında Nobel ödüllü Muhammed Yunus liderliğinde kurulan geçiş yönetimi ülkeyi seçimlere hazırladı.

10