Afganistan'a işlemeyen habercilik etiği, self-oryantalizm sorunu ve Taliban'ın sorumluluğu

Edward Said'in Haberlerin Ağında İslam'la ilgili batılı fantezileri ve algıları ele alışının üzerinden 45 yıl geçmiş. Kuşkusuz bu tür algılar 45 yıl önce başlamış da değil. Oryantalizm nihayetinde Batılıların doğu ile ilgili algılarının, tahayyüllerinin, edebiyatlarının toplamını oluşturuyor. Bu toplamın Batılı sömürgecilik için operasyonel bir araca dönüşmesi, sömürgeciliğin bir keşif kolu gibi çalışması, bilgi ile iktidar arasındaki trajik denklem sayesinde mümkün olmuştur. Görünürde masum bilgilenme amaçlı ilgiler bile kendi beklentilerine, fantezilerine göre tanımlamaktan dolayısıyla iktidar üretmekten geri duramıyor. O yüzden en masum bilgilenme haliyle bile oryantalizm masum kalamıyor.


SORUN BU ORYANTALİZMİN BİZİ DE ETKİLEYECEK HALE GELMESİ

Yani Batılıların bizim hakkımızda ürettiği bilgiyi bizim de benimsiyor olmamız. Onlar bizi nasıl görüyorlarsa kendimizi öyle görmemiz, hangi pencereden bakıyorlarsa oradan bakmamız. Bize kötü bir haberim var ki biz bugün oryantalizmi o kadar derinden benimsemiş ve içselleştirmişiz ki, artık kendimiz hakkındaki bilgiyi bile 3. Şahıslar hakkındaki bilgi olarak görüp üretmeye başlamışız. Doğulu toplumlar hakkında tam da bu tanımlayıcı dili üzerimize kondurmuyoruz bile. Çünkü biz kendimizden o kadar geçmiş, kedimizi o kadar Batıda konumlandırıyoruz.

Dikkat edin yalnız, Batılılaştık demiyorum, Batılı gözlüğü takındık ve kendimizi üçüncü şahıslar gibi görüp oryantalizmin gözüyle görüyoruz diyorum. Oryantalizmin öylesine bir içselleştirmesi için uzun bir zaman geçti üzerimizden, uzun bir uygulama dönemi ve süreci, bizi fena halde tesviye eden bir süreç. Yazık ki Müslümanlarımız bile bu bakış açısından azade olamıyor.


AFGANİSTAN ŞÖYLE BİR BAKIŞI HAK ETMİYOR MU

Bugün küresel hegemonyasını bütün şımarıklığıyla kasmaya çalışan NATO'suna, ABD'sine 20 yıl boyunca kök söktüre ve nihayetinde öyle laf olsun diye değil, kelimenin gerçek anlamıyla "geldikleri gibi" ülkesinden kovan Afgan halkı her durumda yakından ilgilenilmeyi, anlaşılmayı ve tabii ki takdiri fazlasıyla hak ediyor. Hele bu zaferden sonra ülkede 5 yıl içinde tam bir istikrar, güvenli bir ortam ve intikamsız, uyuşturucusuz, şiddetsiz bir toplumsal barış ortamı sağlamış olan bir ülke dikkatleri ikide bir "kız çocuklarını okutmama" uyduruk haberlerinin dışında çekiyor olmalı.

İki aile arasında bile bir kan davasını dünya bir araya gelse çözemediği bir dünyada en az bir milyon kan davasının sözkonusu olabileceği bir çatışma ortamını tek bir kararla nasıl çözebildi Taliban Sadece bu soru bile çağımızın bütün sosyologlarının, antropologlarının peşine düşmesini gerektirebilecek sıradışılıkta bir olay değil midir

Ya en modern ülkelerin en çağdaş bilimsel tedavi yollarıyla bile çözemediği uyuşturucu bağımlılığı meselesini, pençesine düşmüş en az 1-2 milyon insanı birkaç yıl içinde nasıl çekip çıkararak nasıl çözebildi Bu sektöre yatırım yapmış olabilecek devlet gücünde mafyalarla nasıl başederek üretimini ve ticaretini bıçak gibi kesebildi Bu soru bile başlıbaşına dikkat çekmez mi


50 YIL BOYUNCA KIZ ÇOCUKLARI OKULA GİDECEK YAŞA BASAMADAN TOPRAĞIN ALTINA BASILIYORDU

Neyse bu tür soruları sorduğumuzda "Afganistan'ı öve öve bitirememiş" oluveriyoruz. Kimse bu olaylardaki olağanüstülüğe bakmak bile istemiyor. Varsa yoksa kız çocuklarının okula gidemiyor olması. 50 yıldır on binlerce kız çocuğu daha okula gidebilecek yaşa basamadan mayınlara bastı veya üzerlerine bombalar yağdı ve toprağın altına düştü de kimse bu kadar dert etmedi. O masum, mazlum kız çocuklarına uygulanan vahşet o kadar çok vicdan sızlatmadı, kız çocuklarının okula gidemeyişi kadar. Kaldı ki, gözlemlerimizde ve naklettiğimiz manzarada bu durumun da zannedildiği gibi olmadığına dair haberler de var.

Taliban sözkonusu olunca her şeyi uydurma konusunda birilerine büyük bir hak doğuyor demiştik. Aslında gazetecilik ve araştırmacılıkla ilgili en standart etik kuralları burada uygulansa bunları teyit etmek o kadar zor değil.


"MUHALİFLER BUNDAN SONRA İDAM EDİLECEk" Mİ DEDİNİZ

Taliban tarafından yayınlanan Mahkemeler için Ceza Usulleri Yönergesine dayandırılan haberlerde mesela "muhaliflerin bundan sonra idam edileceği" haberi bütün sansasyonel sunumuyla yayılıyor. Kimsenin aklına sormak gelmiyor. Taliban NATO-ABD güçlerini ülkeden kovduktan sonra genel bir af ilan etti. Bırakın muhalifleri, kendi üyelerine karşı yıllarca insanlık suçları işlemiş insanları bile kapsayan genel af ilan etti ve bu affa karşı 5 yıldır kaydedilmiş bir ihlal bile yok.

(Yalan olmasın iki Taliban üyesi kendilerine karşı eski rejim zamanında çok kötülük etmiş birini öldürmüş ama bu iki Taliban üyesi anında yakalanarak hapse konulmuş ve İslam Emirliğinin genel af kuralını ihlal ettikleri için yargılanıyor). Taliban yönetimi devraldıktan sonra eski rejimde kendilerine karşı savaştığı insanların tamamını tanıyor ve hiçbirine karşı en ufak bir takibatı sözkonusu olmamış. Eski rejimin yöneticisi ve kendisine muhalif olmaktan öte düşmanlık eden insanlar bile şu anda Kabil'de normal hayatlarına devam edebiliyorlar.


"MUHALİF" DEĞİL "ASİ" DİYOR BELGE

Peki bu habere esas oluşturan ifade ne olabilir Tabii ki muhaliften değil, silahlı "asi"den bahsediyor olduğunu öğrenip ifadeyi böyle düzelttiğimizde haberin hiçbir sansasyonel etkisi kalmaz. Ama kimde bekleyeceğiz bu kadarlık bir dürüstlüğü

Toplumun statüye ayrıldığı yönündeki haberlerse aslında bizdeki veya batıdaki hukuk sistemlerinde bile karşılığı rahatlıkla bulunabilecek bir düzenleme. Daha önce söyledik, Taliban sözcüsü Zabihullah Mücahidi'nin açıklamasıyla daha net bir açıklamayla gidelim. Mevzu sadece bazı tazir uygulamalarının toplumda suç işlemeyi alışkanlık haline getirmiş insanlar ile ilk defa suç işleyen insanlar arasında bir fark gözetmesiyle ilgilidir: