Yürüyelim arkadaşlar

Gelişen teknolojiler insanoğlunun hayrına değil.

Yeni teknolojilerin doğurduğu yeni iş kolları günlük hayatta fiziksel hareketleri kısıtladıkça ortaya ilaç şirketlerinin iştahını açan farklı sağlık sorunları çıkıyor.

Hareketsizlik ve hareketsizlikten kaynaklanan hastalıklar çok yakında dünyada zengin yoksul herkesin en büyük sorunu olacak.

Bilim dünyasındaki son araştırmalar da bu konuya yoğunlaşmış

Beyin taramaları, yalnızca 40 dakikalık bir yürüyüşün beyin işlevlerini doğrudan ve ölçülebilir biçimde iyileştirdiğini gösteriyor.

Hareketsiz durumda beyin aktivitesi oldukça sınırlıyken, hafif tempolu yürüyüş sinir ağlarını anında harekete geçiriyor; Odaklanmayı artırıyor, yaratıcı düşünmeyi destekliyor, zihinsel berraklık sağlıyor

Bu beyin görüntüleri, hareketin yalnızca fiziksel sağlık için değil; net düşünme ve zihinsel keskinlik için de vazgeçilmez olduğunu açıkça gösteriyor.

Araç odaklı şehir tasarımları insanları hareketsizliğe hapsediyor; bu da dünya genelinde obezite ve kalp-damar hastalıklarının artmasına zemin hazırlıyor. Buna karşılık, yürünebilir ve bisiklet dostu şehirler günlük yaşamın içine sağlığı doğal olarak dahil ediyor.

Yaya öncelikli altyapılar, yalnızca trafiği ve hava kirliliğini azaltmakla kalmıyor; Daha güçlü topluluklar, Daha sağlıklı bedenler, Daha berrak zihinler oluşturuyor.

Kaynak: Hillman, C. H., Pontifex, M. B., Raine, L. B., Castelli, D. M., Hall, E. E., & Kramer, A. F. The Effect of Acute Treadmill Walking on Cognitive Control and Academic Achievement in Preadolescent Children Pediatrics

Alıntı; https://www.facebook.com/bunubiiliyormuydun

Beynimizi ve vücudumuzu sağlıklı tutmanın en ucuz ve maliyetsiz yolu ikisini de sürekli çalıştırmaktır.

**

Yeni bir bilimsel çalışmada "Hayır" diyememenin insan sağlığına yönelik etkilerini araştırılmış.

Hastalığın, çoğu zaman rastlantısal bir biyolojik arıza değil; uzun süre bastırılmış duyguların, dile getirilemeyen stresin ve taşınan görünmez yüklerin beden aracılığıyla verdiği bir uyarı olduğu vurgulanıyor.

Klasik Kartezyen tıp anlayışında zihin ve beden ayrı ele alınmıştır; insan bedeni bağımsız parçaların oluşturduğu bir makine gibi değerlendirilirken yeni bir bilim dalı olan psikonöroimmünoloji, zihinsel süreçler, sinir sistemi ve bağışıklık sistemi arasında güçlü ve çift yönlü bir etkileşim olduğunu söylüyor.

Bastırılan düşünceler ve ifade edilemeyen duygular, stres hormonları (özellikle kortizol) salgılanmasını artırıyor.

Bu durum uzun vadede bağışıklık sistemini baskılar, dokularda inflamasyona yol açar ve hastalıklara zemin hazırlıyor.

Sürekli "hayır" diyememek, başkalarını hayal kırıklığına uğratmamak için kendi sınırlarını yok saymak; sinir sistemini kalıcı bir alarm hâlinde tutuyormuş.

Bu kronik stres durumu; hipertansiyon, gastrit, kas gerginliği ve baş ağrıları gibi sorunlarla ilişkili.

Beden, işlenemeyen duygusal yükleri fiziksel ağrıya dönüştürerek kişiyi durmaya ve fark etmeye zorluyor.