Servet farklılıkları doğal ama yoksulluk doğal değil

Tarih, edebiyat ve İslami ilimler alanında 400'den fazla eseri olan ve birçoğunun batı dillerine tercüme edildiği çok yönlü bir bilim adamı.

Endülüs'de yetişen İbn Hazm'ı Avrupalılar böyle tarif ediyor.

Aslında teoloji ve hukuk yazarı olan İbn Hazm, edebiyat alanındaki tek eserini Güvercin Gerdanlığı ile üretti.

Aşk ve insan ilişkilerini konu alan Güvercinin Gerdanlığı (Tavku›l-Hamâme) İbn Hazm›ın 1022 yılında aşk üzerine yazdığı müthiş bir eser.

Siret Ansiklopedisi'nin ekonomik çözüm önerileri bölümünde İslami hukuk uzmanı İbn-i Hazm şöyle diyor; Bir köyün veya kasabanın fakir ve muhtaçlarının ihtiyaçlarını karşılamak, o bölgenin zenginlerinin vazifesidir.

Aç, çıplak veya barınaksız sokakta yaşayan insan varsa, bu insanlara yiyecek giyecek ve barınak sağlamak önce devletin sonra çevredeki zenginlerin görevidir.

Muhtar-ü Kavanin adlı eserin yazarı da benzer görüşleri savunuyor; "Kadın erkek herkes için üç şey zaruridir. Birincisi yiyecek, ikincisi giyecek ve barınak. Bu ikisi hayat için olmazsa olmaz şartlardandır. Üçüncüsü ise evliliğin sağlanmasıdır. Bu da insan neslinin sağlık biçimde devam etmesi için olmazsa olmaz şartlardan biridir.

Bütün vatandaşlarına bu imkanları sağlamak da devletin ertelenemeyecek asıl görevidir.

*

Asrı Saadet olarak isimlendirilen Hz Ebu Bekir, Hz Ömer, Hz Osman ve Hz Ali'nin dört halife döneminde ekonomide eşitlik ve adalet ilkesi titizlikle uygulanmış.

Kısacası İslami anlayışa göre insanlar arasındaki servet farklılıkları doğal ve meşru olarak kabul edilirken, temel ihtiyaçlarda herkesin eşitlik prensibi değişmemiş.

Yani en alt sınıftaki insanların temel ihtiyaçlarının karşılandığı, üst sınıflardaki insanlara da girişim ve yatırım için her türlü kolaylık ve imkân verilmesi adil bir ekonomik sistem olarak savunulmuş ve uygulanmış.

Aslında bu hukuk sisteminin ekonomik açıdan tarifidir.

Adil bir ekonomik sistemde herkesin hayat hakkı vardır ve zenginin serveti fakirin sefaletini artırmamalıdır.

Bugünkü kapitalist ekonomik düzende düşenin hayat hakkı düşüyor.

Zenginlerin serveti arttıkça fakirlerin sefaleti de aynı oranda artıyor.

Zaten sistem haksız yüksek kazanç üzerine kurulu.

Adil bir hukuk düzeninde az ya da çok servet sahipleri çevrelerinde insanlara karşı bir sorumluluk hissetmezlerse onlara bu duyguyu hissettirme görevi hukuk devletine aittir.

*

Devlet hukuk devleti ise imkanları nispetinde vatandaşlarının temel ihtiyaçlarını (asgari seviyede gıda, giyecek, sağlık ve barınma) karşılamaktan hukuken ve manen sorumludur.