Yazı, sağlık sektörünün ticari çıkarları ile uzun ömür araştırmalarının çelişkisini öne sürerek, Babraham Enstitüsü'ndeki hücre gençleştirme başarısını, peygamberlerin bin yıllık ömürleri ile karşılaştırır. Ancak bu teknolojinin gerçekten herkese açık olacağı ya da sadece güçlülerin ayrıcalığı kalacağı belirsiz kalmaktadır.
Sağlık sektörünün küresel temsilcileri insan ömrünü bin yıla çıkarmanın peşinde milyar dolarları harcamaktan çekinmiyor.
Ancak insan ömrü derken kendilerini kastettiklerini biliyoruz.
Çünkü hem uzun ömür için deneyler yapıyorlar hem fazla nüfustan kurtulmak için çalışmalar yapıyorlar.
Küresel pandemi döneminde yaşananlar bunun en son ve en çarpıcı örneği.
Başka nereden biliyoruz
Üretilen ilaçlardan ve aşılardan.
Eczanelerde satılan ve kullandığımız ilaçların neredeyse tamamı tedavi etmekten çok bağımlılığa yol açan ticari ürünlerden ibaret.
Biz söylemiyoruz, sağlık alanında çalışan bir sürü profesörün ortak dillendirdikleri iddialar bunlar.
Küresel sermaye ilaç ve sağlık sektörüne milyar dolarlık yatırımlar yaparken aynı miktarda parayı silah sektörüne ayırıyor.
Hem silah üretiyorlar hem ilaç.
İkisinin de üreticileri aynı.
*
Babraham Enstitüsü, Cambridge merkezli, ömür boyu sağlığı iyileştirmek için yaşam bilimleri araştırmaları yapan, özellikle epigenetik, sinyal iletimi ve immünoloji alanlarına odaklanan dünya çapında bir İngiliz araştırma kurumu. Yaşlanma biyolojisi ve hücresel gençleştirme (örn. cilt hücrelerini gençleştirme) gibi çığır açan temel keşiflerle tanınıyor.
İşte bu Cambridge merkezli Babraham Enstitüsü'ndeki araştırmacılar, rejeneratif tıp dünyasında devrim niteliğinde bir başarıya imza atmış.
Araştırma ScienceDaily de yayınlanmış.
ScienceDaily, 1995 yılında kurulan, üniversiteler ve araştırma kurumlarından çıkan en güncel bilim, sağlık, çevre ve teknoloji haberlerini derleyen popüler bir Amerikan bilim haberleri web sitesi.
Haber şöyle; Bilim insanları, orta yaşlı donörlerden alınan yaşlı cilt hücrelerini, biyolojik kimliklerini bozmadan tam 30 yıl gençleştirmeyi başardı.
Laboratuvar ortamında gerçekleştirilen bu deneyde, hücrelerin sadece görünümü değil, aynı zamanda hayati fonksiyonları da 20 yaşındaki bir bireyin hücreleri gibi performans göstermeye başladı.
Bu olağanüstü dönüşüm, 2012 Nobel Ödülü kazanan "Yamanaka Faktörleri" tekniğinin modernize edilmiş bir versiyonuyla sağlandı.
Araştırma ekibi, bu yöntemin sadece kozmetik bir başarı olmadığını, aynı zamanda Alzheimer ve katarakt gibi yaşlılığa bağlı kronik hastalıklarla ilişkili gen aktivite desenlerini de gençleştirdiğini saptadı.
Hücrelerin doku onarım kapasite-sindeki bu artış, gelecekte organ hasarlarının ve yaşlanmaya bağlı fonksiyon kayıplarının tedavisinde yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
Henüz laboratuvar aşamasında olan bu çalışma, yaşlanmanın kaçınılmaz bir süreç olduğu yönündeki geleneksel algıyı sarsıyor.
Uzmanlar, hücrelerin kimliğini bozmadan biyolojik yaşını küçültmenin mümkün olduğunu kanıtlayan bu bulguların, ileride klinik tedavilere dönüşebileceği konusunda umutlu.
Ancak bu teknolojinin insan vücudunda güvenle uygulanabilmesi için mekanizmaların tam olarak çözülmesi ve kapsamlı güvenlik testlerinden geçmesi gerektiği vurgulanıyor.
*
İslami kaynaklarda ve rivayetlerde, özellikle insanlığın ilk dönemlerinde yaşamış bazı peygamberlerin bin yılı aşan ömür sürdükleri belirtilir.

19