Ayasofya ile Topkapı Sarayı girişi arasında kalan III. Ahmet Sebilli Meydan Çeşmesi'nin Ayasofya'ya bakan yüzünde yer alan mısrada şu yazıyor; "Aç besmeleyle iç suyu/Han Ahmed'e eyle dua."
Şimdi içme suları duayla değil, parayla.
Dışarı çıkan insanlar su içebilsin diye her sokak başına çeşme yapan, hayvanlar susuz kalmasın diye dağlara, ovalara oluklu pınarlar yapan dedelerimizin kuşağı bugün içme suyuna para verdiğimizi görseydi ne derdi acaba
İkramdan satmaya dönüştürülen eski geleneklerden biri de su vermekti.
Kapitalizm her türlü sevabı paraya dönüştürmeyi beceriyor.
Oysa biz suyu satan, ondan para kazanmayı düşünen değil, suyla insanların duasına talip olan bir millettik.
Çok hızlı kapitalistleştik.
*
Havalimanlarında içme suyunun fahiş fiyatlarla satılmasına gelen tepkilerden sonra başlayan ücretsiz su uygulamasını öğrenince sevindim.
Su sebilleri Türkiye genelindeki 58 havalimanında yolcu salonlarına konulacakmış.
Havaalanlarına ücretsiz su sebilleri yerleştirmeyi akıl edenler belki büyük şehirlerde de eskiden kalma çeşmeleri tekrar su akar hale getirirler diye de ümitlendim.
*
Havalimanlarında ücretsiz su uygulamasının damacana ile su satan yerli şirketlerin bir kısmını satın alan İsrail'e destek veren siyonist küresel şirketlerin kazançlarını azaltacağı için de ücretsiz su dağıtımını destekliyor, cadde ve büyük alanlara kadar yaygınlaştırılmasını istiyoruz.
Bakalım ücretsiz su dağıtımına kimler karşı çıkıp karalama kampanyasına katılacak merak ediyoruz.
*
İstanbul sadece tarihi konumu itibarıyla değil çeşmeleri ile de dünyaca ünlü bir şehirdi.
Eskiden.
Evliya Çelebi, Fatih Sultan Mehmed'in 200 çeşme, II. Bayezid'in ise 70 çeşme yaptırdığını yazmış.
İstanbul'da 1.164 çeşme ve sebilin olduğu bilgisi var tarih kitaplarında.
*
Su veren, su taşıyan kişi anlamına gelen sakalar ise su şebekelerinin evlere kadar ulaşamadığı dönemde ihtiyaç sahiplerine su taşıyan esnaf örgütü idi.
Şehir sakaları, atlı sakalar ve yaya/arka sakaları olarak ikiye ayrılıyor.
Sebiller genelde çeşmeler ile karıştırılıyor.
"Yol" anlamına gelen Sebil, Türkçe kaynaklarda "parasız olarak soğuk ve iyi su içmeleri için yapılmış vakıf binalar" şeklinde tanımlanıyor.
Ancak Osmanlı döneminde sebillerden ve çeşmelerden ilk açıldıkları günler haftalarca bal şerbeti akıtılıyormuş.
Sebillerden halka, suyun yanında şerbet ve meyve suyu da veriliyor.
*
Sebiller, Osmanlı'nın her gittiği coğrafyada bıraktığı izlerden.
Kudüs, Kahire ve İstanbul sebilleri mimari ve süsleme açısından birbiriyle yarışıyor.

18