Günümüz küresel ekonomik düzen şöyle çalışır; Sistemde bir insanı servet biriktirmeye ve onu kârlı işlere yatırmaya, hayat sigortası gibi kurumlar oluştur-maya mecbur eden şey; dayatılan gelecek korkusudur.
Eğer bir insan yaşlılığı için kenara bir şey koymazsa, emekli olduğunda yoksullukla yüzü yüze gelebilir.
Çocuklarına bir şey bırakamazsa onları fakirliğe veya başkalarının eline muhtaç duruma düşürebilir.
Hasta olduğunda kenarda parası yoksa tedavi imkanlarından mahrum olabilir.
Başına bir felaket veya musibet geldiğinde evine ve ailesine zarar geldiğinde birikmiş parası yoksa mağdur olabilir.
Çünkü bu ekonomik sistemde kimse kimseye yardım etmek zorunda değildir.
Bireysellik ön plandadır.
Eğer devlet imkanları da yetersiz ise herkes kendi çaresizliği ile baş başa kalacaktır.
Bu küresel ekonomik düzende bugün çalışan kesimi, şirketlerin sunduğu insani olmayan şartlardaki işleri kabul etmeye zorlayan şey de yukarıda saydığımız dayatılan korkulardır.
Çalışanlar, şirketlerin ve devletin emeği ve teri için önerdiği ücreti kabul etmezse işsiz kalacaktır.
İşsiz kalmak onu birçok temel ihtiyaçlardan mahrum edecektir.
Küresel ekonomik sistemin sürmesini sağlayan da oluşturulan bu korku duygusu sistemin ürettiği bir algı ve dayatmadır.
Bunun sonucunda ortaya çıkan manzara şudur; Aşağıda temel ihtiyaçları ile yetinen milyonlar, yukarıda rahat yaşayan azgın bir azınlık.
**
İnkilab yayınlarında çıkan Yeni Şafak Gazetesi'nin da okuyucularına dağıttığı Sîret Ansiklopedisi'nin ikinci kitabında 'Ekonomik problemlerimizin İslami çözümleri' bölümünde çözüm önerisi olarak özetle şöyle denilmektedir; Eğer insanlar alım gücü temin edilir ve ihtiyaçlarını karşılayacak malları alabilme imkânı sağlanırsa ticaret, endüstri ve tarım kısacası ekonomik faaliyetlerin her dalı genişleyecek ve gelişecektir.
İslam'ın zekât müessesesi ile devlet hazinesinin ihtiyaç sahiplerine öncelik verilerek harcanması insanlardaki gelecek korkusunu söküp atacaktır.
Devlet hazinesini arkasında hisseden ve gelecek korkusunu içinden atan çalışan kendini daha insan hissedecek ve özgürleşecektir.
Bankalarda para, yastık altında altın biriktirmeyecektir.
Emeklilik, sağlık gibi alanlarda sigortaya para harcamayacaktır.
Bütün bu alanlara para ayırmadığı için geliri daha yüksek olacaktır.
Kazandığını tekrar günlük ihtiyaçlarına harcayacağı için piyasada para sürekli dönecek ve ticaret gelişecektir.
Kazançların eksiksiz sürekli piyasaya geri dönmesi üretim ve tüketim arasındaki dengeyi kuracaktır.
Bu denge fiyat dalga-lanmalarını önleyecektir yani enflasyon sorun olmaktan çıkacaktır.
**
"İslamın ekonomik sistemi hem komünizm hem de kapitalizmden esas itibarıyla farklıdır ve bazı yönlerden iki aşırı uç arasında yer alan bir uzlaşmadır.
Bu sistemde bireyler arası ilişkiler rekabet veya düşmanlık yerine iş birliği ruhu ve karşılıklı yardımlaşmayı gerektirecek şekilde düzenlenmiştir.
İslam, ekonomik problemlere ne bireyin mülkiyet hakkına sınırsız hürriyet hakkı tanıyan bireyin istismarını teşvik eden kapitalistlerin bakış açısından ve ne de bütün bireysel hakları kısıtlayan, onu devlet kontrolüne veren komünist sistemin bakış açısından değerlendirir.

20