Biliriz ama işimize gelmez

Ekonomik ihtiyaçlar karşılanırken tek tek bireylere düşen payın miktarını belirleyen bir ölçü ya da kural yoksa toplumda sosyal denge olmaz.

Başkalarının haklarının başladığı yerde senin hakkının sınırı çizilir.

Kimi buna ahlak der kimi de hak.

İnsanlar için doğru bir sosyal model nasıl olmalıdır sorusunun cevabı her mesleğe ve meşrebe göre değişiyor.

Doğru modeli kapitalizm ve sosyalizmde arayanlar da var, farklı din ve inanç merkezinden bakarak çözüm üretenler de.

**

Hem kapitalizm hem de sosyalizm ve komünizmin önerilerini uçlarda iki farklı kutup olarak gören ve bireysel ve toplumsal her alanda orta yolu tercih eden bir anlayışın savunulduğu Sîret Ansiklopedisi'nin ikinci kitabında 'Ekonomik problemlerimizin İslami çözümleri' bölümünde şöyle bir öneri getirilmiş;

İslami anlayışa göre insan, dünyada hayat sürmek, onun kaynaklarından istifade etmek için çalışmak zorundadır; ancak sadece bu amaca yönelik yaşamamalıdır.

"İslam, insanlığın çabasını sadece yeryüzünün doğal kaynaklarını kullanmakla sınırlamamakta, aynı zamanda insanı denizlerin derinliğine dalmaya, balığı ve diğer deniz hayvanlarını yiyecek ve süs olarak kullanmaya sevk etmektedir.

İnsan üretmek, endüstri ve ticaret geliştirmek için çalışmaya davet edilmiştir. (Hiçbir peygamberler geçimlerini karşılamak peygamberliği meslek olarak kullanmamıştır. Her birinin uzman olduğu bir mesleği vardır.)

Kur'an, Davut peygamberin yeteneğini ve zenaatini, demirden zırh yapmasını, Süleyman peygamberin yüksek kaleler yaptırmak için sanatkarlar tutmasını ve pek çok diğer peygamberlerin kabiliyet ve zenaatlerini övmüştür.

Bu hayat telakkisi bize yeni bir sosyal model çizecektir.

Bu modelde, Allah'a inanan ancak aylak (tembel) şekilde ibadethanenin dört duvarı arasında kalan, maddi refahı günah sayan başkalarına bağımlı ve ihtiyaçlarının temini için başkalarının eline bakan parazit kişiler bulamayız.

(Bugün çalışmadan şatafatlı bir hayat süren parazit tipleri dindar olarak gören iki kesim var; Bir kesim bunları hakiki dindar olarak görürken diğer kesim dini bu kişiler üzerinden eleştiriyor).

Oysa bu iki tarafın aksine İslam'ın önerdiği modelde zenginliği yoksulları istismar aracı olarak kullanan ve bu nevi araçların doğru ve yanlış, şahsi emelleri için kullanmasını haklı gören insanlar bulunmaz.

Bu sistemde ancak adil ve merhametli iş adamları, gayretli girişimciler, işine sıkı sıkı sarılan çalışanlar, harcamalarını yaparken israfa ve gösterişe kaçmayan tüketiciler buluruz.

Bu sistemde iş adamları kazanırken haksız kazancı ya da gayrı meşru yolları tercih etmezler, adaletsiz paylaşımdan uzak dururlar, çalışanları ortak olarak görürler, onların temel ihtiyaçlarını karşılayacak gelire sahip olmaları gerektiğine inanırlar."

**

Böyle bir sistemde ekonomik olarak toplumun büyük bir kesimi orta gelir grubunda bir araya gelir.