Yaşadıklarımız değişim ve dönüşümün sancıları

Sekülerizmle mücadelenin polisiye tedbirlerle değil maneviyatla çözülebileceğini iddia eden yazı, acaba uyuşturucu bağımlılığının sosyo-ekonomik köklerine yeterince değiniyor mu?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, uyuşturucu sorununu sekülerizmin ruhsuzlaştırdığı topluma bağlayarak, maneviyat kalkanını çözüm olarak önerir. Bu iddiasını, muhafazakâr kimliğe rağmen sapmalar yaşayanları seküler yaşam tarzının kurbanı göstererek güçlendirmeye çalışır. Ancak İslami ilkelerin toplumsal yaşamda dinamik ve uyarlanabilir olması gerektiği vurgusunun, sekülerizme yönelik sert düşmanlıkla birleştiği noktada bir çelişki barındırmıyor mu?

İslam medeniyeti "aklı muhafaza etmeyi" (hıfz-ı akl) dinin beş temel esasından biri sayar. Akıl, insana Allah'ı bulması ve eşref-i mahlûkat olması için verilmiştir. Oysa seküler dünya görüşü, aklı sadece dünyevi çıkarlar için bir araç olarak görür. İnsan aklı dünyevi hazlara doymayınca da onu uyuşturup susturmayı bir "tercih" olarak sunar.

İslam medeniyetinde hâkim olan "huzur" sekülerizmde ise sadece "eğlence". Huzur, ruhun sükûnete ermesidir; eğlence ise ruhun acısını gürültüyle bastırmaktır. Bugün uyuşturucu operasyonları üzerinden dindarlara parmak sallayanlar, aslında kendi gürültüleri içinde boğulan, ruhları maddeleşmiş, maneviyatları iflas etmiş bir zihniyetin son çırpınışlarını sergiliyorlar. Yaşadıkları değişim ve dönüşümün sancıları.

Şunu net bir şekilde ilan ediyoruz: Uyuşturucu ile mücadelenin tek yolu polisiye tedbirler değil, sekülerizmin bu toplumun kılcal damarlarına enjekte ettiği o "ruhsuzluk" zehrine karşı maneviyat kalkanını kuşanmaktır. Gençliğimizi modern dünyanın "hazcı" (hedonist) ve "maddeci" kıskacından kurtarmadıkça, bu yara kapanmayacaktır.

Gerçek cennetin yerine sahte cennetler inşa eden seküler dünyanın mutsuz insanı sonsuz hazların sunulduğu bu dünyayı cazibe merkezi olarak görürken helal daire "sonsuz" keyfe kâfi gelmeyecektir. Özetle bizden oldukları, aidiyetine bağlı oldukları için değil sekülerizmi laisizmi kutsallaştırmanın sonucu bu!

Muhafazakâr kimliğiyle bilinen bir iki ismin bu bataklığa düşmesi üzerinden koca bir İslam dünyasını yargılıyorlar. Eğer muhafazakâr camiadan birileri bu zehre bulaşmışsa, bu onların İslami kimliklerinden dolayı değil, aksine seküler mahallenin yaşam tarzına özenip, kendi kalelerinden firar etmelerinden kaynaklanmaktadır. Muhafazakârların dünyasına sızan şey, seküler laik kesimin mahallesinin yaptıklarıdır. Suçlu bu virüsü üreten o kokuşmuş bataklıktır.

Yaşanmayan, hayata nüfuz etmeyen, sosyal tezahür imkânlarından mahrum bırakılan her inanç zayıflar, solar, küllenir. Peygamber Efendimizin tebliği, indirildiği çağda dinî, sosyal ve kültürel alanlarda köklü bir yenilik hareketi ortaya koymuştur. Ancak bu yenilik anlayışı, geçmişi tümüyle reddeden bir kopuş değil, insan fıtratına ve vahyin ilkelerine dayalı bir ıslah sürecidir