Peygamberimizin izini sürmeye dikkat edeceğimiz Ramazan ayındayız!

Peygamberimizin izini sürmeye dikkat edeceğimiz Ramazan ayındayız!

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Yara bere içindeyiz. Eller, ayaklar, gözler, kulaklar yaradılış hikmetinden kopmuş. Yürekler ezilmiş, zihinler paramparça olmuş. İnsanî yönler kaybolup insanlık çöle dönmüş adeta… Silkinmemizin, iç muhasebe yapmamızın "zor zaman"ıaşmamızın, fıtratımıza uygun yolun adımlarını atmamızın günleri bu günler. Günah ve isyan kirlerinden yıkanmaya temizlenmeye/arınmaya, üşüyen/titreyen ruhumuzu secde sıcaklığı ile ısıtmaya o kadar ihtiyacımız var ki.

"İnsanların Müslüman olmaları için neredeyse kendini helâk edeceksin" diye hitap edilen bir Peygamber'in izinde olmalıydık. İnsanların önüne, onları İslâm'a götürecek cennet bahçeleri açmalıydık. Bir "nefs muhasebesi" yaparak kimseyi değil, kimsenin imanını değil, kendimizi yargılamalıydık önce. Peygamberimiz ne verdiyse onu alan, neyi yasakladıysa ondan kaçınmanın adımlarını atıp, Din'in "samimiyet" olduğunu idrak etmeliydik. Sonra dönüp sormalıydık kendi kendimize: Peygamberimize ulaşmayı kolaylaştırdık mı, zorlaştırdık mı, müjdeledik mi, nefret mi ettirdik İnsanların bize bakıp İslâm'la ilgili kararlar verdiğini hatırımızda tuttuk mu Acaba bizler, Rasûlullah etrafında halkalanan insanlar gibi kenetlenebildik mi birbirimizle Mahşerde, Allah huzurunda dizilecek ve bütünüyle şefkat, merhamet ve rahmet dolu bir yüreği yansıtacak insanlar gibi mi, yoksa kervan mallarına yetişebilmek için Rasûlullah'ı minberde tek başına bırakanlar gibi miyiz Bir zorlukla karşılaşıldığında, Huneyn'de Rasûlullah etrafında siper olanlar gibi mi hissettik kendimizi, yoksa darmadağın olanlar gibi mi Belâlar dalga dalga üzerimize geldiğinde, inancımız mı arttı ümitsizliğimiz mi Birbirimizi sevmenin iman kadar değerli olduğunu söyleyen oldu mu bize Allah'ın "kardeş" olarak nitelemesini ne kadar önemsedik Kardeş olmanın bedelinin ne olduğuna ne kadar kafa yordukKim için yola çıkmıştık, hedeflerimizde Allah rızası mı vardı, dünyevi tutkular mı

Peygamberimize gelen koca sahabe "Ya Rasulullah kalbim katılaştı, üzülemiyorum, ağlayamıyorum" deyince Rasulullah, "Yetimin sofrasına otur, muhtaçlarla hemhâl ol. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gider. Kalbinde yumuşama göreceksin" diyordu.

Peki, bize ne oldu Kalbimizde merhamet, şefkat, acıma, üzülme/sevinme var mı Yoksa gaflet örtüleri mi örttü üzerimizi.

Peygamberimiz, "İman etmedikçe cennete giremezsiniz" diyor, insanı iliklerine kadar sarsan bir şey daha söylüyordu: "Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız!" Bu, imanı yetiştiren toprağın sevgi olduğunun ifadesiydi. "Mümin, seven ve sevilen, dost olan ve dostluk kurulandır. Sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!" diyordu. Sadece demekle kalmıyor, bu sözün nasıl hayata dönüştürüleceğinin en güzel örneklerini de veriyordu. Rasulüllah hemen yanı başımızda, sanki bir yüce misafirimiz. Bir an O'na hitab ediyorum sanki.

Peygamberlerin sonuncususun. Şu dünyada, bir ağacın altında bir süre gölgelenip sonra orayı terk eden bir yolcusun. Adaletlisin, şefkatlisin, merhametlisin. Tevazu sahibisin. Edebi/hâyâyı öğretensin. Gönülleri sonsuzluğa, güzele, iyiye, sevgiye açansın. Şikâyet etmeyen ve karşılık beklemeyensin. Kelebekler gibi ateşe atılan bizleri, kuşaklarımızdan tutup çekensin. Allah'ı en iyi bilen ve O'ndan en çok korkansın. Bu yüzden çok ağlayan, az gülensin. Hem yerde hem gökte emin olansın. Bütün insanlığa gönderilen kolaylık Peygamberisin. Lânetçi değil dâvetçisin. Kur'an'ı getiren ve ahlaki güzellikleri tamamlayansın. Kâinatın efendisi, Allah'ın Elçisi ve Son Sevgilisin.