Önderimiz Örneğimiz Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam

Önderimiz Örneğimiz PeygamberEfendimiz Hz. Muhammed Aleyhisselam

YAŞAR DEĞİRMENCİ

Peygamberimizin doğum ayı/Veladeti unutmayalım! Nasıl mı

Tefekkür ederek Siyer okuyup amel ederek…

Peygamberimize gelen koca sahabe:

"Ya Rasulullah kalbim katılaştı, üzülemiyorum, ağlayamıyorum" deyince Rasulullah, "Yetimin sofrasına otur, muhtaçlarla hemhâl ol. İhtiyaç sahiplerinin ihtiyacını gider. Kalbinde yumuşama göreceksin" diyordu. Kalbimizde merhamet, şefkat, acıma, üzülme/sevinme var mı Yoksa gaflet örtüleri mi örttü üzerimizi.

Peygamberimiz, "İman etmedikçe cennete giremezsiniz" diyor, insanı iliklerine kadar sarsan bir şey daha söylüyordu: "Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız!" Bu, imanı yetiştiren toprağın sevgi olduğunun ifadesiydi. "Mümin, seven ve sevilen, dost olan ve dostluk kurulandır. Sevmeyen ve sevilmeyen de, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur!" diyordu. Sadece demekle kalmıyor, bu sözün nasıl hayata dönüştürüleceğinin en güzel örneklerini de veriyordu.

Günah ve isyan kirlerinden yıkanmaya temizlenmeye/arınmaya o kadar ihtiyacımız var ki.

Yara bere içindeyiz. Eller, ayaklar, gözler, kulaklar yaradılış hikmetinden kopmuş. Yürekler ezilmiş, zihinler paramparça olmuş. İnsanî yönler kaybolup insanlık çöle dönmüş adeta… Silkinmemizin, iç muhasebe yapmamızın "zor zaman"ıaşmamızın, fıtratımıza uygun yolun adımlarını atmamızın zamanı.

Peygamber Efendimize en azılı düşmanları bile "sen insanlara fedakârlığı teklif ediyorsun ama kendin konforu ve rahatı tercih ediyorsun" diyemedi:

Çünkü o, insanlara hangi fedakârlığı teklif ettiyse onu ilk önce kendisi yaptı. Bedir'e gidilirken binek yoktu. Üç kişi bir deveye sırayla biniyordu. Ben sizin peygamberinizim bana özel bir deve ayırın demedi. Peygamberimiz de Hz. Ali ve Ebu Lübabe ile birlikte üç kişi bir deveye sırayla bindi. Mola verildi herkes bir şeyle uğraştı, kimi çadır kurdu, kimi ateş yaktı, O da ben de odun toplayayım dedi. Mescid yapıldı. Kimi harç taşıdı, kimi duvar ördü. Peygamberimiz de ben de taş taşıyayım dedi. Hendek kazıldı, kimi hendeği kazdı, kimi taşları çıkardı. Peygamberimiz de ben de toprak taşıyayım dedi. Asla bana özel bir yer yapın, dinleneyim. İş bitince de haber verin demedi.

Peygamber Efendimize en azılı düşmanları bile "sen insanlara sabrı ve şükrü tavsiye ediyorsun ama kendin lüks ve israf içinde yaşıyorsun" diyemedi:

Çünkü ashabı hangi sıkıntıya katlandıysa O da aynı sıkıntıya katlandı. Siz mücadele edin. Ben size uzaktan dua edeceğim demedi. Arkadaşları işkence gördü, O da işkence gördü. Sırtına deve işkembesi konuldu, yollarına dikenler atıldı, çocuklara taşlatıldı. Arkadaşları aç ve susuz üç yıl boykota tabi tutuldu. Peygamberimiz de onlarla birlikte boykota tabi oldu. Arkadaşları açlıktan karınlarına taş bağladı o iki taş birden bağladı. Onlarla birlikte aç kaldı. Onlarla birlikte üşüdü. Onlarla birlikte sevindi. Onlarla birlikte üzüldü.

Peygamber Efendimize en azılı düşmanları bile "sen insanlara hakkı ve adaleti tavsiye ediyorsun ama kendin haksızlık ve adaletsizlik yapıyorsun" diyemedi:

Çünkü O, kanunları sadece zayıflara değil, güçlülere ve itibar sahiplerine de uyguladı. "Yanlış yapan kızım Fatıma da olsa elini keserim" dedi. Kimseye haksızlık yapmadı. Kul hakları konusunda helalleşmekten çekinmedi: "Ey insanlar! Sizden ayrılma vaktim oldukça yaklaşmıştır! Sizden birine vurmuşsam, işte sırtım, gelsin vursun! Birinizin malını almışsam, gelsin, hakkını alsın! Sakın hak sahibi, şayet kısas talebinde bulunursam, 'Rasûlullah bana darılır' diye düşünmesin" dedi.

Peygamber Efendimiz; en ağır kıtlık ve yokluk zamanında kapısına gelen ve kendisine ganimet mallarından bize biraz yardım eder misin babacığım diyen biricik kızı