"Nebevi Ahlak"ı hayatımıza taşıyalım! Yaşayalım yaşatalım! (2)

Kültürel ve dinî hoşgörü: Müslümanlar girdikleri her beldede, şehirde yerel halkın dinine, diline, ibadethanesine ve mülkiyetine dokunmamışlardır. Kudüs'ün fethinde Hz. Ömer'in Hristiyan halka verdiği emannâme, insan hakları tarihinin en parlak sayfalarından biridir.

Kalıcılık: Fethedilen topraklardaki insanlar, Müslümanları birer işgalci olarak değil, kendilerini zalim yöneticilerden kurtaran adalet temsilcileri olarak görmüş ve kısa sürede kendi rızalarıyla kitleler halinde İslam'ı benimsemişlerdir. Mısır, Şam, Kuzey Afrika, Türkistan, İran ve Anadolu'nun bugün dahi İslam coğrafyasının sarsılmaz kaleleri olması, bu başarının kaba kuvvetle değil, kalplerin fethiyle gerçekleştiğinin en somut kanıtıdır.

Medeniyet inşası: Kısacık bir zaman diliminde ulaşılan bu geniş coğrafyada adalet mekanizmaları, posta teşkilatları, idari yapılar ve şehirleşme hamleleri kurularak kadîm medeniyetlerin birikimi tevhid potasında yeniden harmanlanmıştır.

Yeryüzünde hiçbir insana, hiçbir lidere ve hiçbir fikre; sadece 40 yıl gibi kısa bir sürede, çölün bağrından çıkıp çağın dev imparatorluklarını dize getirmek ve o topraklara bin yılı aşkın sürecek bir adalet ve huzur medeniyeti ekmek nasip olmamıştır. Bu durum, Peygamberimizin nübüvvetinin ve O'na verilen ilahi desteğin açık bir delilidir.

Asr-ı Saadet ve Dört Halife döneminin o mucizevi 40 yılında yakalanan ruh; kabileciliği reddeden ümmet bilinci, şahsi menfaatlerin önüne geçen adalet anlayışı, dünyanın dört bir yanına hayrı ve ilmi taşıma gayreti idi.

Bugün Peygamberimizin doğumunu anmak; yalnızca O'nun doğduğu geceyi yad etmek veya süslü cümlelerle O'nu övmekten ibaret olamaz. Gerçek anma, O'nun insanlığa çizdiği o devasa ufku yeniden kuşanmaktır. O'nun Medine'de temelini attığı ve ashabının 30 yılda dünyanın merkezine taşıdığı adalet, merhamet ve birlik vizyonunu günümüzün bilgi, teknoloji ve ahlak dünyasına yeniden uyarlamaktır.

Peygamber Efendimizin müjdesi hakikattir. O'nun rehberliğinde yetişen ilk nesil, "iman ve i'tisam" (sıkı sıkı sarılmak, bağlanmak, sımsıkı tutunmak ve sığınmak anlamlarına gelir. Dini bir terim olarak ise kişinin Allah'ın ipine, Kur'an'a ve Hz. Muhammed'in sünnetine hiçbir zaman kopmayacakmış gibi bağlanması, emirlerine sarılması ve bu sayede sapkınlıklardan korunması demektir.) birleştiğinde neleri başarabileceğini 5-6 milyon kilometrekarelik coğrafyayı adaletle kuşatarak insanlık tarihine altın harflerle kazımıştır.